Duyumlar şöyle: ABD, Irak Savaşı için Türkiye'den
ikisi Karadeniz'de (!?) diğerleri Akdeniz'de olmak üzere çok sayıda
liman, bu limanlar için de "bildirimsiz kullanma hakkı", Doğu ve
Güneydoğu Anadolu'da 6-7 havaalanı istemiş; 100.000'den fazla
askerini de ülkemizde konuşlandıracakmış. Diyelim ki Türkiye bunlara
izin verdi, ABD güçleri ülkemize geldi. Peki bu güç ne zaman gider?
Eğer yaşanan konjonktürün Irak'ta bir rejim
değişikliğiyle sınırlı olduğunu düşünürseniz yanılırsınız. Bugün tüm
Ortadoğu köklü bir jeopolitik yeniden yapılan(dırıl)manın eşiğinde.
Bu süreç belki 11 Eylül saldırısının arkasından bir ivme kazandı
ama, bugün gündemde olan yeniden yapılan(dırıl)manın, çok daha köklü
nedenleri var.
Soğuk Savaş sırasında küresel jeopolitiğin fay
hatları iki blokun sürtüşme alanlarından geçiyordu. Amerika'nın dış
politika doktrininin ana teması da SSCB'nin yayılmasının
engellenmesiydi. Soğuk Savaş bittikten sonra, yerel savaşlarda bir
artış olduğunu, çatışmaların da hep petrol, gaz alanları, su
kaynakları, kıymetli madenier, kereste vb. orman ürünleri bulunan
noktalarda yoğunlaştığını görüyoruz. Fay hatları yer değiştirerek
doğal kaynakların hinterlandına kaydı.
Bildiğiniz gibi dünya ekonomisinin stratejik enerji
kaynakları petrol ve gaz. Önümüzdeki 30 yıl içinde petrole olan
talep yılda 75 milyar varilden 120 milyar varile yükselecek.
Doğalgaza olan talep daha da hızlı artarak, otuz yılda ikiye
katlanacak. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (UEA) hesaplamalarına
göre bu talebin karşılanması için 2030'a kadar 4.2 trilyon dolar
yatırım yapılması, dolayısıyla ortamın da buna uygun olması
gerekiyor. Diğer taraftan çok iyimser bir yaklaşımla, teknolojik
gelişmeleri, henüz bulunmamış rezervleri de düşünerek dünya petrol
rezervlerinin ömrünün 100 yıldan ancak biraz daha fazla olduğu
söylenebilir. UEA'ya göre gelecek 30 yıl içinde enerji kullanımı
içindeki ağırlıklarını korumaya devam edecek olan petrolün
rezervlerinin yüzde 63'ü Ortadoğu'da, yüzde 25'i ise Suudi
Arabistan'da, gaz rezervlerinin de yüzde 36'sı Ortadoğu'da.
Rezervler azaldıkça var olanlarının öneminin giderek artması da
doğal.
Büyük altüst oluş
Bu zemin üzerinde, Ortadoğu'da bir yeniden
yapılanmayı gündeme getiren iki ana neden var: ABD'nin küresel
enerji stratejileri ve bölgedeki toplumsal kırılganlık.
Daha önceleri de değindiğim gibi ABD'nin yeni
savunma stratejisinin amacı, rakip bir gücün yükselmesini
engelleyerek ABD hegemonyasını "uzak geleceğe" kadar korumak. Bu
nedenle "önleyici vuruşa" olanak sağlayacak, rakipsiz bir askeri
üstünlüğü korumanın yanı sıra, ABD'nin dünya ekonomisinin enerji
kaynaklarını ve yollarını denetleyecek, gerektiğinde de kesebilecek
bir konumda olmayı amaçladığı söylenebilir.
- Toplumsal kırılganlığa gelince, bunun için bölge
ülkelerinin sosyo-ekonomik profillerine bakmak yeterli. Dünya
ekonomisinin dinamikleri ve lider ülkenin uzun dönemli planları
açısından bu kadar önemli bir kaynağı denetleyen Ortadoğu ülkeleri
adeta birer toplumsal bomba.
Bu ülkelerde nüfusun yaklaşık yüzde 40'1, 15 yaş
altında. Kişi başına milli gelir oranları düşük, dahası yoksulla
zengin arasındaki uçurum giderek artıyor. 1980'lerin ortasından bu
yana orta sınıfların sosyal yapılarında belirgin bir gerileme var.
Kentleşme son 30 yılda hızla artarak İran, Suudi Arabistan ve
Irak'ta sırasıyla yüzde 61, yüzde 85 ve yüzde 71'e ulaştı. Buna
karşılık işsizlik oranları yüzde 40'larda. En önemli petrol ülkesi
Suudi Arabistan'ın nüfusu 1970'te 6 milyondan 2000'de 22 milyona
çıktı, 2020'de 40 milyona, 2050'de de 100 milyona ulaşacak. Bu
nüfusu beslemek için tek gelir kaynağı petrol. Kimi analistlere göre
Suudi rejiminin ayakta kalabilmesi için 10 yıl sonra petrolün varil
fiyatının 50 doların çok üzerinde seyretmeye başlaması gerekiyor.
Halbuki başta ABD olmak üzere dünya ekonomisinin gereksinimleri
açısından ideal olanı, petrolün fiyatının 15-25 dolar aralığında
kalması. Öyleyse, Ortadoğu ülkelerinin baskıcı/feodal yönetimlerinin
kendi halklarına, iş, aş, su ve alıştıkları refahı sağlaması,
dolayısıyla ayakta kalmaya devam etmesi giderek imkansızlaşacak. Bu
ortamda, toplumsal muhalefetin giderek güçlenmesi ve bir aşamada, El
Kaide benzeri radikal islamcı örgütlerin, örneğin Suudi
Arabistan'da, rejimi devirerek petrol kaynaklarının denetimini ele
geçirmesinin olasılığı yüksek. 11 Eylül'den sonra dünyanın emperial
gücü konumuna yükselmeye başlayan ABD'nin, böyle, enerji akışını
tehlikeye sokacak, hegemonyasını tehdit edecek bir olasılığa
duyarsız kalması beklenemez.
Gündemdeki Irak savaşını, hatta Irak'ın işgaline
ilişkin senaryoları, bu yeniden yapılanmanın açılış hamlesi olarak
görmek, tüm bölgede sınırların yeniden çizilmeye başlamasını
beklemek gerekir. Deyim yerindeyse, Ortadoğu'da büyük bir inşaat
başlıyor, bunun en önemli şantiyesini de Türkiye'de kurmak
istiyorlar. Bu şantiye bir kez kuruldu mu kolay kolay sökülmez! Bu
inşaat uzun sürecek.
(1) Bu yazıyı Türkiye Enerji Forumu'nda (11-12-13 Aralık, çırağan
Sarayı) yaptığım konuşmaya dayanarak hazırladım.