'Geldikleri Gibi Giderler' (mi?) (1)

Ergin YILDIZOĞLU
18.12.2002
Cumhuriyet
MAKALE

Duyumlar şöyle: ABD, Irak Savaşı için Türkiye'den ikisi Karadeniz'de (!?) diğerleri Akdeniz'de olmak üzere çok sayıda liman, bu limanlar için de "bildirimsiz kullanma hakkı", Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da 6-7 havaalanı istemiş; 100.000'den fazla askerini de ülkemizde konuşlandıracakmış. Diyelim ki Türkiye bunlara izin verdi, ABD güçleri ülkemize geldi. Peki bu güç ne zaman gider?

Yeni jeopolitik ve petrol

Eğer yaşanan konjonktürün Irak'ta bir rejim değişikliğiyle sınırlı olduğunu düşünürseniz yanılırsınız. Bugün tüm Ortadoğu köklü bir jeopolitik yeniden yapılan(dırıl)manın eşiğinde. Bu süreç belki 11 Eylül saldırısının arkasından bir ivme kazandı ama, bugün gündemde olan yeniden yapılan(dırıl)manın, çok daha köklü nedenleri var.

Soğuk Savaş sırasında küresel jeopolitiğin fay hatları iki blokun sürtüşme alanlarından geçiyordu. Amerika'nın dış politika doktrininin ana teması da SSCB'nin yayılmasının engellenmesiydi. Soğuk Savaş bittikten sonra, yerel savaşlarda bir artış olduğunu, çatışmaların da hep petrol, gaz alanları, su kaynakları, kıymetli madenier, kereste vb. orman ürünleri bulunan noktalarda yoğunlaştığını görüyoruz. Fay hatları yer değiştirerek doğal kaynakların hinterlandına kaydı.

Bildiğiniz gibi dünya ekonomisinin stratejik enerji kaynakları petrol ve gaz. Önümüzdeki 30 yıl içinde petrole olan talep yılda 75 milyar varilden 120 milyar varile yükselecek. Doğalgaza olan talep daha da hızlı artarak, otuz yılda ikiye katlanacak. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (UEA) hesaplamalarına göre bu talebin karşılanması için 2030'a kadar 4.2 trilyon dolar yatırım yapılması, dolayısıyla ortamın da buna uygun olması gerekiyor. Diğer taraftan çok iyimser bir yaklaşımla, teknolojik gelişmeleri, henüz bulunmamış rezervleri de düşünerek dünya petrol rezervlerinin ömrünün 100 yıldan ancak biraz daha fazla olduğu söylenebilir. UEA'ya göre gelecek 30 yıl içinde enerji kullanımı içindeki ağırlıklarını korumaya devam edecek olan petrolün rezervlerinin yüzde 63'ü Ortadoğu'da, yüzde 25'i ise Suudi Arabistan'da, gaz rezervlerinin de yüzde 36'sı Ortadoğu'da. Rezervler azaldıkça var olanlarının öneminin giderek artması da doğal.

Büyük altüst oluş

Bu zemin üzerinde, Ortadoğu'da bir yeniden yapılanmayı gündeme getiren iki ana neden var: ABD'nin küresel enerji stratejileri ve bölgedeki toplumsal kırılganlık.

Daha önceleri de değindiğim gibi ABD'nin yeni savunma stratejisinin amacı, rakip bir gücün yükselmesini engelleyerek ABD hegemonyasını "uzak geleceğe" kadar korumak. Bu nedenle "önleyici vuruşa" olanak sağlayacak, rakipsiz bir askeri üstünlüğü korumanın yanı sıra, ABD'nin dünya ekonomisinin enerji kaynaklarını ve yollarını denetleyecek, gerektiğinde de kesebilecek bir konumda olmayı amaçladığı söylenebilir.

- Toplumsal kırılganlığa gelince, bunun için bölge ülkelerinin sosyo-ekonomik profillerine bakmak yeterli. Dünya ekonomisinin dinamikleri ve lider ülkenin uzun dönemli planları açısından bu kadar önemli bir kaynağı denetleyen Ortadoğu ülkeleri adeta birer toplumsal bomba.

Bu ülkelerde nüfusun yaklaşık yüzde 40'1, 15 yaş altında. Kişi başına milli gelir oranları düşük, dahası yoksulla zengin arasındaki uçurum giderek artıyor. 1980'lerin ortasından bu yana orta sınıfların sosyal yapılarında belirgin bir gerileme var. Kentleşme son 30 yılda hızla artarak İran, Suudi Arabistan ve Irak'ta sırasıyla yüzde 61, yüzde 85 ve yüzde 71'e ulaştı. Buna karşılık işsizlik oranları yüzde 40'larda. En önemli petrol ülkesi Suudi Arabistan'ın nüfusu 1970'te 6 milyondan 2000'de 22 milyona çıktı, 2020'de 40 milyona, 2050'de de 100 milyona ulaşacak. Bu nüfusu beslemek için tek gelir kaynağı petrol. Kimi analistlere göre Suudi rejiminin ayakta kalabilmesi için 10 yıl sonra petrolün varil fiyatının 50 doların çok üzerinde seyretmeye başlaması gerekiyor. Halbuki başta ABD olmak üzere dünya ekonomisinin gereksinimleri açısından ideal olanı, petrolün fiyatının 15-25 dolar aralığında kalması. Öyleyse, Ortadoğu ülkelerinin baskıcı/feodal yönetimlerinin kendi halklarına, iş, aş, su ve alıştıkları refahı sağlaması, dolayısıyla ayakta kalmaya devam etmesi giderek imkansızlaşacak. Bu ortamda, toplumsal muhalefetin giderek güçlenmesi ve bir aşamada, El Kaide benzeri radikal islamcı örgütlerin, örneğin Suudi Arabistan'da, rejimi devirerek petrol kaynaklarının denetimini ele geçirmesinin olasılığı yüksek. 11 Eylül'den sonra dünyanın emperial gücü konumuna yükselmeye başlayan ABD'nin, böyle, enerji akışını tehlikeye sokacak, hegemonyasını tehdit edecek bir olasılığa duyarsız kalması beklenemez.

Gündemdeki Irak savaşını, hatta Irak'ın işgaline ilişkin senaryoları, bu yeniden yapılanmanın açılış hamlesi olarak görmek, tüm bölgede sınırların yeniden çizilmeye başlamasını beklemek gerekir. Deyim yerindeyse, Ortadoğu'da büyük bir inşaat başlıyor, bunun en önemli şantiyesini de Türkiye'de kurmak istiyorlar. Bu şantiye bir kez kuruldu mu kolay kolay sökülmez! Bu inşaat uzun sürecek.


(1) Bu yazıyı Türkiye Enerji Forumu'nda (11-12-13 Aralık, çırağan Sarayı) yaptığım konuşmaya dayanarak hazırladım.