Türkiye Enerji Forumu 2002, 11-13 Aralık 2002 Tarihleri Arasında İstanbul'da Gerçekleştirildi

Ulusal Enerji Forumu'nun, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve TÜBİTAK işbirliği ile bu yıl ikinci kez düzenlediği Türkiye Enerji Forumu, 11-13 Aralık 2002 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirildi.

Forum'un açılış töreninin ilk konuşmacısı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Hilmi Güler'di. Diğer konuşmacılar ise Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanı Yusuf Günay, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Namık Kemal Pak ve Dışişleri Bakanlığı Enerji, Su, Çevre İşleri Genel Müdür Yardımcısı Hakkı Akil'di.

Bu forum vesilesiyle enerji sektörüyle ilk kez buluşan yeni Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Hilmi Güler, konuşmasına enerjide yeni bir döneme geçildiğini söyleyerek başladı.

Enerji sektöründe, kalkınmayı ve refah artışını destekleyecek yapı ve işleyiş kazandırmak amacıyla uygulanmakta olan politikaları beş ana başlıkta toplayan Enerji Bakanı Güler, bunları şöyle sıraladı:

"Birincisi; sektörün liberalleşmesi, enerji piyasasında rekabet ortamı yaratılarak sektör veriminin artırılması ve şeffaflığın sağlanmasıdır. İkinci olarak doğunun zengin enerji kaynaklarının batı piyasalarına taşınmasında Türkiye'nin enerji koridoru işlevini üslenmesidir. Üçüncüsü; enerji talebinin karşılanmasında dışa bağımlılık oranının giderek arttığı ülkemizde enerji güvenliği için gerekli faaliyetlerin önceliklendirilmesidir. Dördüncüsü; enerji kaynaklarının değerlendirilmesi ve tüketilmesinde çevre ile etkileşim dikkate alınarak sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde faaliyet gösterilmesidir. Son olarak da çağdaş ülkeler arasında yerimizi alabilmek için enerji teknolojileri çalışmalarının yoğunlaştırılmasıdır."
(Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Hilmi Güler'in konuşmasının tamamı için tıklayınız.)

Enerji Bakanı'nın ardından kürsüye gelen Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un sözleri Bakan Güler'i tamamlayıcı nitelikteydi. "Sınırlı olan doğal kaynaklarımızı daha akılcı kullanarak, çevreye ve insan sağlığına olan olumsuz etkilerini asgariye indirirken, yeni kaynaklara ilaveten yeni teknolojilerle enerji hizmetlerini çeşitlendirerek, alternatif enerji kaynaklarını en faydalı şekilde hizmete sunmak durumundayızdiyen Ali Coşkun, ülkenin kalkınması ve refahın artışını sağlayacak, daha temiz, güvenli, verimli, ekonomik ve ticari açıdan ulaşılabilir, sürdürülebilir enerji arzının sağlanmasının, enerji politikalarının temelini oluşturduğunu belirtti ve şöyle devam etti:

"Geçmişte ortalama yüzde 8 ila 12 arasında her yıl artan elektrik enerjisi üretimi ve tüketimi, ekonomik krizler dolayısıyla geçen yıl yüzde 1.4 küçülmeyle karşı karşıya kaldı. Aslında şu anda elektrik enerjisinde kısıntı ve sıkıntı yoksa, sanayide üretimde geride dolayısıyla, kapasite kullanım oranlarının düşmüş olması dolayısıyla şu anda sorun görünmüyor. Aslında şimdi canlanan ve piyasalara gelen bahar havasını, iktidar olarak kalıcı bir havaya dönüştürmek azmindeyiz. Yavaş yavaş yatırımlar başlıyor. Üretimler artmaya başlıyor. Ekonominin büyüme hızı artıyor. Dolayısıyla önümüzde en başta elektrik enerjisi dar boğazları görünüyor. Önümüzdeki günlerde yüzde 5 ila 7 civarında bir büyüme hedeflenmektedir. Enerji politikamızın da buna ön ayak olması ve bütün tedbirleri alması gerekmektedir."

Enerjiden alınan verginin fiyatları artırdığına dikkat çeken Sanayi Bakanı Coşkun, "geçmiş uygulamalarda vergide adalet ilkeleri sarsılmıştır. Enerjiye aşırı vergi yüklemesi yapılmıştır. Gerek elektrik enerjisinde, gerek akaryakıtta bir birime karşılık birkaç kat vergi yüklenmiştir. Hatta akaryakıtta verginin de vergisi alınır hale gelinmiştir. Bu üretim alanını, ticari hayatımızı ve sanayimizi girdi maliyetleri bakımından olumsuz etkilemiştir. Büyük ölçüde maliyet enflasyonuna sebebiyet vermiştir. Hükümet bu konuda da enerjide vergiyi azaltmak suretiyle, enerjiyi rekabet yaptığımız ülkeler özellikle üyesi olduğumuz OECD ülkeleri seviyesine indirme konusunda çalışmalarını sürdürmektedir" dedi ve şöyle devam etti:

"Elektrik enerjisi Türkiye'de 7.8 cent civarında değerlendiriliyor. Oysa OECD ülkelerinde 4-5 cent civarında. Fakat rekabet piyasası olduğuna göre, globalleşme sürecinde sizin varlığınız rekabet gücünüzü yükseltmekle mümkün olduğuna göre rekabet ettiğiniz ülkelerdeki satın alma parametrelerine göre değerlendirdiğinizde Türkiye'de elektrik enerjisini ihracatçı, sanayici 17 ila 20 cent arasında kullanmış oluyor. Bu fevkalade sıkıntı verici bir durumdur. Bu bakımdan enerjinin temiz, kullanılır, yeterli olmasının yanında ekonomik olması, sanayiyi yakından ilgilendirmektedir."

Sanayicileri enerji sektörüne yatırım yapmaları için teşvik edeceklerini söyleyen Ali Coşkun, "Rekabetin öne çıktığı globalleşme sürecinde Türkiye'nin kalkınabilmesinde, sanayileşmesinde tek şansı rekabet gücünü yükseltmeye bağlıdır. Rekabet gücünü yükseltmede de sanayileşme ekonominin motoru durumundadır. Sanayileşmede de önümüzdeki en büyük sorun olan enerji konusunun en kısa zamanda çözülmesi gerekmektedir" dedi.

EPDK Başkanı Yusuf Günay, yapmış olduğu sunumda, yeni piyasa modelinin nasıl çalışacağını anlattı. Rekabet esasına dayalı bir elektrik piyasasının oluşturulmasının, ancak ilgili tüm kurum ve kuruluşların reform sürecine aynı özen ve titizlikle yaklaşması ile mümkün olduğunu söyledi.
(EPDK Başkanı Yusuf Günay'ın konuşmasının tamamı için tıklayınız)

TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Namık Kemal Pak, konuşmasında enerji kaynaklarının tarihsel gelişimine değindi. "Petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıtların dünya üzerindeki dengesiz dağılımı ve bunların işletilmesi ve taşınması için yapılan yatırımlar da bunlara bağımlılığı körüklediği gibi alternatif yenilenebilir yakıtların geliştirilmesi için yapılan araştırmalara ayrılan fonların güdük kalmasına da neden oluyor" diyen Prof. Dr. Pak, bugün dünyada üretilen petrolün yarısının, doğal gazın en az altıda birinin, kömürün de onda birinin başka ülkelerce satın alındığına dikkat çekti ve şöyle devam etti:

"Bu kaynaklardan doğal gaz, çıkarıldığı yerden dağıtım merkezlerine 1 milyon kilometre, petrol ise 400 bin kilometre boru hattıyla taşınıyor. Bu mesafelerin artacağı belli. Bu rakamlara yerel dağıtım şebekeleri dahil değil. Üç bine yakın tanker dünya denizlerinde ham petrol, yüze yakın tanker de sıvılaştırılmış gazı taşıyor.

20. yüzyılda tüm zamanların kullandığı enerjinin yüz kat fazlası enerji tüketilmiş.

Gün geçtikçe büyüyen enerji talepleri karşısında fosil yakıtların çok uzun ömürlü olmayacakları açık. Nitekim fosil kaynaklar, oluşmalarından 100 bin kat daha hızlı tüketiliyorlar. 100 yıl önce dünya gereksiniminin ¾'ünü karşılayan kömür, bugün ihtiyacın ¼'üne ancak yetiyor. Petrol ve doğal gaz da birlikte yüzde 60 paya sahip. Gezegenimizin fosil yakıt toplamının bugün 10 trilyon varil petrole eş değer olduğu düşünülüyor. Bu durumda milyarlarca yılda oluşmuş fosil yakıt zenginliğimizi iyimser bir hesapla 100 yıl sonra tümüyle tüketmiş olacağız."

Dünyadaki enerji tüketimi içinde Türkiye'nin payının binde 8 olduğunu belirten Namık Kemal Pak, "kişi başına tüketim bağlamında bakarsak, dünya ortalamasının ¾'ünü tüketiyor. Doğru kararlar alabilir, doğru seçenekleri bulabilirsek, insan uygarlığı içinde ulusumuza düşen pay, önümüzdeki yıllarda daha büyük olabilir. Hepimize düşen bu bağlamdaki çalışmalarımızı daha da artırmaktır" dedi.

Dışişleri Bakanlığı Enerji, Su, Çevre İşleri Genel Müdür Yardımcısı Hakkı Akil ise, konuşmasında, enerji politikalarının dış siyaset boyutuna ve karşılıklı etkileşimine değindi.

Türkiye'nin son yıllarda enerji politikalarını değiştirdiğini, bölgede ve dünyada önemli bir aktör haline gelebilmek için yeni politikalar geliştirdiğini kaydeden Akil, dünya konjonktüründe ortaya çıkan gelişmelerin de bunda önemli bir rol oynadığını ifade etti.

"Türkiye'nin enerji politikaları, doğu batı enerji koridoru olma rolünü somut bir konuma getirmiştir. Türkiye, batı Avrupa için ciddi bir doğal gaz transit ülkesi konumuna gelmektedir. Türkiye'nin bu rolü Avrupa Birliğinin 2000 yılında yayınladığı Yeşil Kitap'ta belirtilmiştir. Türkiye'nin projeleri, Avrupa Komisyonu'nca da desteklenmektedir" diyen Akil, dünya günlük petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 5'inin Türkiye üzerinden dünya pazarlarına çıktığını söyledi.

Türk elektrik şebekesinin Avrupa Elektrik Üreticileri Birliğine katılımı için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'nca önemli girişimlerde bulunulduğunu belirten Hakkı Akil, "Avrupa Komisyonu'nun Güneydoğu Avrupa'da bir bölgesel elektrik pazarı oluşturulmasına ve bunun tüm Avrupa pazarına entegrasyonunun sağlanmasına yönelik olarak başlattığı Güney Doğu Avrupa Elektrik Düzenleme Forumu'na da Türkiye 15 Kasım tarihinde üye olmuştur. Bu da Avrupa Elektrik Üreticileri Birliği'ne katılım için önemli bir adım olmuştur" dedi.

Akil, Türkiye'nin izlediği enerji stratejisinin somut sonuçlar doğurmaya başlamasında dış politika öncelikleriyle enerji ihtiyaçlarının özenli bir şekilde birleştirilmesi, izlenen kararlı hükümet politikaları ile ilgili kurum ve kuruluşlar arasındaki yakın işbirliğinin büyük rol oynadığını vurguladı.

Birinci günün ilgi çekici konuşmacılarından biri hiç kuşkusuz Siemens Enerji Grubu Dünya Başkanı Dr. Hans Jürgen Schloss'du. "Enerji Pazarının Ekonomisi, Geleceğin Eğilimleri ve Türkiye'ye Bakış" konusunda bir bildiri sunan Schloss, dünya enerji piyasasında eğilimin doğal gaz yönünde olduğunu ve rezerv açısından da buna engel bir durum olmadığını söyledi.

Dr. Schloss, dünya enerji üretiminde halen yüzde 20 olan doğal gazın payının, 2020 yılında yüzde 32'ye çıkacağını, başta kömür ve petrol olmak üzere diğerlerinin payının azalacağını belirtti. Schloss'un iddialarının en çarpıcı yanı, dünya doğal gaz rezervlerinin 770 yıl daha yeteceğini belirtmesiydi: "1970'de yapılan tahminlere göre dünya doğal gaz rezervinin ömrü 38 yıldı; yani şimdiye kadar çoktan bitmiş olmalıydı. Bu tahminler 1980'de 50 yıla; 1990'da 64 yıla; 2000 yılında ise 110 yıla yükseldi. Buna konvansiyonel olmayan, yani çıkarılması pahalı olan gaz rezervlerini de eklersek 770 yıl yetecek kadar doğal gaz olduğunu görüyoruz." Doğal gaz ile enerji üretiminin çevre açısından da en etkin yöntemlerden biri olduğuna işaret eden Schloss, "dünyada başından beri kömür yerine doğal gaz çevrim istasyonları kurulmuş olsaydı atmosfere 3.6 milyar ton daha az karbondioksit atmış olacaktık" dedi.

Forum'da "Küreselleşme ve Türkiye'de Enerji Sektörünün Geleceği", "Devlet Mülkiyetinden Tam Liberalizasyona Geçiş; İş ve Finans Dünyasının Enerji Politikalarına Bakışı Beklentileri; Eski ve Yeni Enerji Yatırımlarının Geleceği ve Hukuksal Bakış", "Türkiye'nin Enerjide 50 Yıllık Perspektifi; Potansiyel Enerji Kaynakları", "Johannesburg Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nin Ardından Dünyadan Örneklerle Enerjide Türkiye'ye Bakış; Enerji ve Çevre Politikalarının Uyumlu Geleceği", "Sanayide Enerjinin Üretimi ve Kullanımı, Fosil Yakıt Kullanımı ve Teknolojide Son Durum; Enerjide Talep Yönetimi; Çevre Duyarlılığının Üretime Yansıması, Yeni Enerji Teknolojileri ve Dünyadan Örneklerle Dijitalleşme Sürecine Bakış; Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler", "Orta Asya ve Kafkaslar ile Karadeniz Havzasında Petrol ve Gaz Projelerinde Son Durum ve Türkiye'nin Konumu", "Türk Enerji Yatırımlarının Finansmanında Ulusal ve Uluslararası Perspektifler", "Orta Doğu'da Son Gelişmeler Işığında Yeni Küresel Enerji Savaşları", "TBMM'de Grubu Bulunan Siyasi Partilerin Enerjiye Bakışı", "Savunma Sanayi - Enerji İlişkisinde Strateji", "Ulaştırma Sektöründe Enerji Kullanımının Dünya ve Türkiye'deki Geleceği" konularında oturumlar düzenlendi. Ayrıca, elektrik piyasası, doğal gaz piyasası, petrol piyasası, yenilenebilir enerji kaynakları, finansman, hidrojen enerjisi, maden, işletme hakkı devirleri ve Yap-İşlet-Devret, Yap-İşlet projelerinde son durum, bilişim ve teknolojideki son gelişmeler, proje uygulamaları, ulusal ve uluslararası yatırımlar, verimlilik ve talep yönetimi konuları, düzenlenen çalıştaylarda konunun ilgililerince ayrıntılı olarak tartışıldı.

<<<<< Geri <<<<<