Zeki ÇAKAN
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı

DOSİDER'in düzenlemiş olduğu bu forumda sizlerle birlikte olmanın gerçekten mutluluğunu yaşıyorum. İki-üç gün önce İstanbul'da "Enerji Forumu"nda Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu, gerçekleri; açık, şeffaf ve oradaki toplulukta bulunanların katılımlarını sağlamak amacı net olarak vermeye çalıştım. Eğer biz siyasetçiler, bazı gerçekleri kamu oyundan saklarsak ve sizlerle paylaşmazsak sizlerin katılımını sağlayarak doğrularda buluşmazsak, hatta yaptığımız yanlışlıkları sizlerden öğrenerek aynı yanlışı bir daha yapmamaya çalışmazsak görevimizi yerine getirmiş olmayız. Bu nedenle bu tür toplantıların son derece yararlı olduğunu düşünüyorum; bu tür toplantılarda fikirlerimizi paylaşarak ülke yararına ortak bir paydada buluşabilmeliyiz. Çağımızda, girişimleri yaparken ve kararlar alırken beraberliğin, birlikteliğin, katılımcılığın önemi gerçekten büyüktür.

Dünyanın en önemli sorunu: Enerji
Şu anda dünyadaki bütün ülkelerin en önemli gündem maddesi "enerji"dir. Çok detaya inmeden bugün dünyada yaşadığımız bazı olayları göz önüne aldığımızda, temelinde enerji ve türevlerinin yattığını net bir şekilde görmekteyiz. Bugün enerji kaynakları bakımından son derece zengin olan Hazar bölgesindeki petrolün ve doğal gazın gerek ülkemize gerek Avrupa'ya, dünyanın belli ülkelere iletiminde, dağıtımında ne tür girişimlerin olduğunu, ne tür paylaşım mücadelelerinin yapıldığını hepimiz biliyoruz.

Acil önlemler şart
Elektrik, doğal gaz ve katı yakıt olmak üzere enerjiyi oluşturan tüm türlerden bahsettiğimizde, ülkemizin bugün içinde bulunduğu durumun pek de parlak olmadığını açık bir şekilde görüyoruz. Öncelikle elektrik konusundaki durumumuz düşündürücüdür: Şu anda Atatürk Barajı'ndaki 10 cm, Karakaya Barajı'ndaki 19 cm, Keban Barajı'ndaki 120 cm suyun hesabını yaparak ülkemize elektrik vermeye, üretim ve tüketim dengesini kurmaya çalışıyorsak, bir yerlerde yanlış yaptığımız söylenebilir. Geçmişe doğru baktığımızda şöyle bir manzarayla karşılaşırız: 1970 ve 2001 yılları arasında elektrik tüketiminde her yıl yüzde 8-9'luk bir artış olmuş. Buna karşılık 1982-1983 yılları ile 1992-1993 yılları arasında üretimde yüzde 12 -13 artışlar sağlanmış. Yine 1992-1996 yıllarına baktığımızda tüketim yüzde 8-9 büyümeye devam etmiş. Ama üretim yatırımları yüzde 3.5-4 seviyelerine düşmüş. 1996-2001 yani odak noktası olan kriz dönemine gelinceye kadar baktığımızda, yine tüketimde yüzde 8-9 büyüme olmuş, maalesef üretimde de, geçmişten biraz iyi olmasına rağmen üretimi dengeleyecek yatırım yapılmamış ve yüzde 6.5-7 seviyelerinde kalmış. Bugün 28 bin MW kurulu gücümüzün olduğu, 128 milyar kW/h enerji tüketimini bulunduğu ülkemizde enerji kısıtlamasına gitmemek için gerçekten büyük çaba gösteriyoruz. Bu çabayı gösteren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın bütün personeline, başta termik santral işletme müdürleri olmak üzere ülkem adına, bakanlığım adına teşekkür ediyorum, şükranlarımı sunuyorum.

Şu anda ülkemizdeki 50 yıllık bir termik santral yüzde 94 kapasitede çalışıyor. Dünya standartlarına baktığımızda termik santrallerin kapasite kullanım ortalaması yüzde 70'tir. 20, 30, 40, 50 yıllık santrallerin kapasite kullanım faktörlerinin yukarı çekebilmek için yaptığımız bütün toplantılarda arkadaşlarımızdan daha fazla risk, daha fazla başarı ve belki teknik olarak istenmeyecek bazı konularla ilgili uygulamaları bakan olarak ben istedim. Bunu ülkem için, sizler için istedim. Ekonomik olarak çok zor durumda olduğumuz ve belli bir program çerçevesinde ekonomik kararların uygulandığı bu ortamda eğer elektrik kısıntısı da yaşanırsa, zaten belli ekonomik zorluklar içersinde olan sanayicilerimiz, üreticilerimiz doğal olarak çok daha zor durumda kalacaklar. Bugün termik santrallerimizi mümkün olduğu kadar zorlayarak üretim yapmalarını temin etmeye çalışıyoruz. Peki neden termik santraller, hidrolik santraller değil? Biraz önce rakamları size söyledim; geçen yıl hidroelektrik santrallerde 31 milyar kW/h enerji üretmişiz; bu yıl 21 milyar kW/h hedefledik. Ama bu hedefi tutturacağımızı zannetmiyorum. Dolayısıyla 10 milyar kW/h sadece hidroelektrik santrallerden -arzu edilen su gelmediği için- açığımız var; tüketimde yüzde 8'lik bir küçülme olduğu halde var bu açık. Eğer ekonomik kriz olmasaydı ve tüketimde yüzde 8 gibi büyüme olsa mecburen kısıtlamaya gitme zorunluluğu doğacaktı.

Geçmiş ile gelecek arasında köprü kurduğumuzda 2002 yılında biraz rahatlayacağımızı, 2003-2004 yıllarında talebi nispeten karşılayabileceğimizi ama bugünden tedbir almazsak 2006 yılında mutlaka ve mutlaka enerjide yine dar boğaza gireceğimizi düşünüyorum. "4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu"na göre kurulan "Enerji Kurulu" buna çözüm bulabilmek için bugünden yatırımcıyı teşvik etmek, özellikle elektrik ve enerjide gereken yatırımlar için yatırımcının önünü açmak durumunda. Şayet yatırımcının önü açılmaz ve teşvik edilmezse, serbest piyasada rekabete açık şekilde belli uygulamalarda eksiklikler yapılırsa gerek elektrikte, gerek gazda önümüzün tıkanacağını açıklıkla ifade ediyorum.

Mavi Akım'la 16 milyar metreküp doğal gaz
Şu anda 14 milyar 400 milyon metreküp doğal gaz tüketimimiz var. Bakü'den aldığımız miktarın yanı sıra 16 milyar metreküp doğal gazı içeren "Mavi Akım Doğal Gaz Anlaşması" yapıldı, bunu 2002 yılında kademeli olarak alacağız. Bunun yanı sıra TBMM üyelerinin ve o dönemde görev yapan Sayın Başbakanın, Bakanlar Kurulu'nun almış olduğu kararlar çerçevesinde anlaşmalar devreye girdi.

Doğal gaz konusunda, arz-talep içinde sanayiciye, yan sanayiye ve imalat sektörümüze de görevler düşüyor. Karar organı tek başına BOTAŞ değildir; BOTAŞ bünyesi içinde tüketicilerin, sanayicilerin yerinin olduğunu, karşılıklı katılımlar neticesinde mutlaka birbirimize yardımcı olarak en doğru kararı almamız gerektiğini, birlikte hareket etmemiz gerektiğini açıkça vurgulamak istiyorum. Eğer biz siyasi otorite olarak 16 milyar metreküp doğal gazı içeren Mavi Akım Projesi'ni yapmamış olsaydık, bugün 57 ilimize vereceğimiz doğal gazla ilgili olarak sorunlar yaşardık. Yetkililer, zamanında Gebze, İzmit, Adapazarı, Ankara doğal gaz santrallerinin kurulması ile ilgili kararları almamış olsaydı gelecekte büyük zorluklar yaşayabilirdik. Şu anda enerji kısıtlamasına gitmeyeceğiz. Bütün imkanlarımız zorluyoruz. Ama eğer o santraller kısa sürede devreye girmezlerse o zaman çok büyük sıkıntı çekeceğiz. Demek ki 6-7 milyar metreküp doğal gaz kullanacak bu santraller için yeterli doğal gaz olmasa diğer enerji faktörlerini kullanmak zorunda kalacağız. Bu nedenle çevreci, ucuz, üretim mekanizması içinde devamlı kullanılabilir, tedbirler alındığında tehlikesi olmayan doğal gazı, mümkün olduğu kadar şehirlere yaymanın yararlı olduğunu düşünüyorum. Doğal gazı ne kadar ucuz sunabilirsek o kadar fazla pazar oluşacaktır. Yeni çıkan "Doğal Gaz Piyasası Kanunu" ile doğal gaz üretimi, dağıtımı, ithalatı, ihracatı serbestleşecek; pazar içinde yeni yatırımcılar oluşacak. Dolayısıyla bu yatırımcılar, yeni girişimciler belki de yastık altında tuttukları dövizlerini, paralarını ülke ekonomisine katkıda bulunmak için kullanacaklar. İşte o zaman Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olarak bize büyük görevler düşüyor. Siz cihaz üreticilerinin ve sanayicilerin ilgili konularda çıkan engelleri aşmanızda sizlere yardımcı olmak bizim asli görevimiz, bundan hiçbir zaman şüpheniz olmasın.

Yerel yönetimlerin işlevi
Doğal Gaz Piyasası Kanunu çerçevesi içinde dağıtım şebekeleri ve şirketler kurulduğunda belediyelerimiz bu şirketlere yüzde 10'a kadar payla ortak olacak. Arzu edenler diğer yüzde 10'un parasını vermek sureti yüzde 20'ye kadar ile ortak olabilecek. Bu konunun içinde yerel yönetimlerin bulunmasının büyük faydası var. Yerel yöneticilik, belediye başkanlığı yapmış bir kişi olarak belediyelerin yatırımcıları iyi yönlendirebileceğini ve problemlerini çözeceğini düşünüyorum. Yerel yönetimin katkılarıyla oradaki şehir şebekesi çok daha kolay oluşur. Belediye başkanları da şehirlerine doğal gaz şebekesi yapımı ile ilgili her türlü konuda yardımcı olmalıdırlar. Zaten şirketin içerisinde pay sahibi olacaklar. Dolayısıyla bu şirketin hayatiyetini muhafaza etmesi, işlerini bir an önce bitirmesi, önce belediyenin başarısıdır.

Hedef: 2004'te 57 il
Bilindiği gibi Ankara, İstanbul, Bursa, İzmit ve Eskişehir'de şu anda doğal gaz tüketiliyor. Önümüzdeki yıllardaki program ise şöyle:

  • 2002 yılında doğal gaza kavuşacak 22 il: Kırklareli, Tekirdağ, Edirne, Bilecik, Düzce, Adapazarı, Ağrı, Iğdır, Erzurum, Erzincan, Sivas, Aksaray, Konya, Samsun, Çorum, Kırıkkale, Amasya, Balıkesir, Manisa, İzmir, Kayseri, Kırşehir.
  • 2003 de gaz alacak 13 il: Kütahya, Uşak, Bolu, Karabük, Zonguldak, Bartın, Van, Yozgat, Tokat, Niğde, Nevşehir, Karaman, Çankırı.
  • 2004 yılında gaz alacak 19 il: Burdur, Antalya, Muğla, Isparta, Denizli, Aydın, Afyon, Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adana, İskenderun, İçel, Mardin, Bayburt, Gümüşhane, Trabzon, Rize, Giresun, Ordu.

    Böylece 2004 yılı itibarı ile 57 il merkezinde doğal gaz kullanıma sunulmuş olacak.

    Şirket-Şahıs-İhale İlişkisi
    Biraz önce değerli Başkan özellikle şu konuya temas etti; "şirket, doğal gazla ilgili ihale alındıktan sonra kurulsun, yani girişimci kişi olarak girsin ama ihale alındıktan sonra şirket kurulsun." Bakanlık olarak bu teklifi biz Başbakanlığa yapmıştık. Ancak Başbakanlık bu konu ile ilgili olarak şirket kurulmasını gündeme getirdi. 24551 sayılı tebliğ ile ilgili fikir ve çalışmaları değerlendirmeye ve bunun en doğrusunu bulmaya hazırız.

    Ben ikinci olarak şunu arz etmek istiyorum: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve BOTAŞ Genel Müdürlüğü, yatırımlarına arz-talep dengesini takip ederek devam etmelidir. Yani aldığımız doğal gazı müşteriye ulaştırabilmek için her türlü tedbiri almak mecburiyetindeyiz. Çünkü pazarı bulamadığımız takdirde yapılan anlaşmalar gereği aldığımız gazı satamadan parasını ödemek durumunda kalacağız. Ama bu duruma düşmemek için başta BOTAŞ Genel Müdürlüğü olmak üzere bütün arkadaşlarım konuyla ilgili gereken girişimlerde bulunuyorlar. "Doğal gazda mümkün olduğu kadar ucuz gaz verebilme mücadelesinde olmamız lazım" demiştim. BOTAŞ Yönetim Kurulu tük ekonomik olumsuzlara rağmen bir karar aldı: Aralık ayı için Bursa ve Eskişehir'de yüzde 5 fiyat indirimi yapıyoruz. Ayrıca Aralık ayı için dağıtım kuruluşlarına ve sanayi tarifesinden gaz alan oto prodüksiyon kuruluşlarımız ile sanayi kullanıcıları için fiyat artışı yapmıyoruz. Dolayısıyla BOTAŞ, doğal gaz kullanımını teşvik edebilmek için ekonomik imkanlar çerçevesinde elinden geleni yapıyor ve yapacak.

    Ben bu forumun son derece yararlı olacağına inanıyorum. Her türlü derdinizi, isteğinizi ve arzunuzu açık ve net bir şekilde lütfen bize iletin. Tekrar ediyorum biz açığız, şeffafız ve katılımı istiyoruz. Açıklıkla şeffaflık ayrı şeylerdir. Bir örnek vermem gerekirse, siz muhasebenizde şeffaf olabilirsiniz, "muhasebem şeffaftır" dersiniz, ben muhasebenize bakarım; ama bu açıklık demek değildir. Kârınızı, zararınızı, aktifinizi, pasifinizi açıkladığınız zaman açık olursunuz. Biz Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olarak hem açığız, hem şeffafız hem de sizlerin katılımını arzu ediyoruz. Sizlerin katılımı ile alacağımız her kararın daha doğru, daha isabetli, daha yararlı olacağına inanıyoruz. Gelin görüşelim, yanlışımız varsa düzeltelim, doğruyu bulalım. Hepinize içten sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.

  • <<<<< Geri <<<<<