İÇİNDEKİLER
Bildiride, ''Ancak Türkiye, uluslararası anlaşmaları ihlal eden,
Türkiye'nin ve KKTC'nin güvenliğine tehdit oluşturan Kıbrıs Türklerini Rum
hakimiyeti altında bir azınlık konumuna dönüştüren bir oluşuma da izin
vermeyecektir'' denildi. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'nden yapılan açıklamaya göre,
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in başkanlığında Başbakan, Genelkurmay
Başkanı, Başbakan Yardımcıları, kurul üyesi Bakanlar, Kuvvet Komutanları,
Jandarma Genel Komutanı ve MGK Genel Sekreteri'nin katılımıyla Çankaya
Köşkü'nde gerçekleştirilen aylık olağan toplantıda, Avrupa Birliği
Komisyonu'nun 13 Kasım 2001 tarihinde kabul ettiği Strateji Belgesi ve
Türkiye'ye ilişkin Yıllık İlerleme Raporu değerlendirildi. MGK Genel Sekreterliği'nden yayınlanan bildiride, şöyle denildi: ''Toplantıda, A) Avrupa Birliği Komisyonu'nun 13 Kasım 2001 tarihinde kabul ettiği
Strateji Belgesi ve Türkiye'ye ilişkin Yıllık İlerleme Raporu hakkında Kurul'a
bilgi sunulmuş, konu üzerinde genel bir değerlendirme yapılmış ve önümüzdeki
dönemde gerçekleştirilecek çalışmalar üzerinde durulmuştur. Ayrıca Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Avrupa Birliği'ne tam üyeliği
konusundaki gelişmeler ve bu gelişmelere karşı Türkiye tarafından alınan
önlemler değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, Türkiye, Kıbrıs'taki iki tarafın ortaklaşa kabul edebileceği
bir çözüm arayışına bütün iyi niyetiyle devam edecektir. Bu anlayışla, Sayın
Denktaş'ın yapmış olduğu görüşme çağrısını desteklemektedir. Ancak Türkiye, uluslararası anlaşmaları ihlal eden, Türkiye'nin ve KKTC'nin
güvenliğine tehdit oluşturan Kıbrıs Türklerini Rum hakimiyeti altında bir
azınlık konumuna dönüştüren bir oluşuma da izin vermeyecektir. B) Geçen bir aylık dönemde meydana gelen ve Türkiye'nin güvenliğini
yakından ilgilendiren dış politik gelişmeler gözden geçirilmiş, Afganistan'da
devam eden askeri operasyonlarla, operasyonlar sonrasında bu ülkede barış ve
istikrarın sağlanmasına yönelik girişimler değerlendirilmiştir. C) Diğer taraftan ilgili makamlar tarafından hazırlanan raporlar ışığında
ülke genelindeki güvenlik ve asayiş durumu ile bunu etkileyen iç ve dış
gelişmeler de gözden geçirilmiştir.''
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Sezer, 28
Kasım Ekonomik İşbirliği Örgütü Günü dolayısıyla üye ülkelerin devlet
başkanlarına mesaj gönderdi. Mesajında, üye ülkelerin ortak çabaları ve işbirliğiyle, bölgenin geniş
ekonomik olanaklarının değerlendirilmesi yönünde önemli aşamalar kaydetmiş
olan Ekonomik İşbirliği Örgütü'nün, örnek bir bölgesel kuruluş durumuna
geldiğini kaydeden Sezer, ''Örgütümüzün, kuruluşundan bu yana genişleyerek
Avrasya coğrafyasına yayılmış, ortak amaçlarımız doğrultusunda, çok taraflı
ticaretin ve sürdürülebilir ekonomik büyüme koşullarının geliştirilmesine
büyük katkılar sağlamış olması kurucu üye olan Türkiye'ye gurur vermektedir''
dedi. Sezer, yeni binyılın, Ekonomik İşbirliği Örgütü için olduğu kadar, üye
ülkeler için de değerlendirilmesi gereken fırsatlar yarattığını ifade ederek,
şunları kaydetti: ''Öte yandan, terör eylemleriyle bağlantılı olarak yaşanan son gelişmeler,
Ekonomik İşbirliği Örgütü'nün kapsadığı bölgede ortak tasarıların hızla yaşama
geçirilerek ekonomik ve ticari işbirliğinin geliştirilmesinin ve halklarımızın
yaşam düzeylerinin yükseltilmesinin ne denli öncelikli bir konu olduğunu
ortaya koymuştur. Bölgesinde ve dünyada, barış, istikrar ve işbirliğine her zaman katkıda
bulunan Türkiye, bölgesel işbirliğinin bu yönde oynadığı belirleyici rolün
bilincindedir. Bu bilinçle hareket eden Türkiye, Ekonomik İşbirliği Örgütü'nün
kurucu anlaşmasında yer alan ereklerine olan kayıtsız bağlılığını ve desteğini
bundan sonra da aynı kararlılıkla sürdürecektir.''
Bakan Okuyan, Ege Belediyeler Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Adil Aygün ve
bir grup belediye başkanını makamında kabul etti. Okuyan, kabulde yaptığı konuşmada, TBMM'de bulunan Yerel Yönetimler Yasa
Tasarısı'nın içlerine sinen bir tasarı olmadığını, ancak bu şekliyle
çıkmasının da çok önemli olduğunu söyledi. Yapılacak işin, Türkiye'ye çok
süratli bir şekilde yerel yönetimler reformunu getirmek olduğunu ifade eden
Okuyan, çağdaş demokrasilerle yönetilen bütün ülkelerde, yerinden ve şeffaf
yönetim ilkesinin ve halkın demokratik yönetime katılma modellerinin ortada
bulunduğunu kaydetti. Türkiye'nin şartlarının farklı olduğuna dikkati çeken Okuyan, şöyle
konuştu: ''Bu şartları da dikkate alacak tarzda yerinden yönetimin öne çıkarıldığı
bir yerel yönetimler reformuna, Türkiye çok süratli bir şekilde
geçirilmelidir. Çağdaş demokrasiyle yönetilen ülkelerde, vatandaşın 100
sorunundan 85'i mahallinde, 15'i ise ülkenin başkentinde çözülür. Ama bizde bu
tam tersidir. Vatandaşın 100 probleminden 85'ini Ankara'ya havale ediyoruz,
15'ini de mahallinde çözmeye gayret ediyoruz. Bu çelişkili tablo bile,
Türkiye'deki devletin hantal yapısı sonucunda vatandaşın önüne koyduğu
müşkülatı ve bürokrasiyi göstermektedir. Mümkün olduğunca yetkilerin yerel
yönetimlere, mahalli yönetimlere devredilmesi lazım.'' Okuyan, mevcut yapı içinde devletin vatandaşa çağdaş hizmet sunamadığını,
bunun yerine vatandaşa eziyet çektirdiğini ve bir bedel ödettiğini savunarak,
''Gerek devletin hantal yapısından sıyrılmasını istiyorsak, gerekse
demokrasiye ileri bir adım atmayı düşünüyorsak, devletin daha denetlenebilir
olmasını, yolsuzluğun ve israfın ortadan kalkmasını istiyorsak, olabildiğince
yetkilerin mahalline verilmesi lazım'' diye konuştu. Yerel yönetimlerdeki denetimin, Ankara'daki denetimden çok daha rahat ve
kolay olacağını anlatan Okuyan, Yerel Yönetimler Yasası'nın çıkarılması
gerektiğini bütün siyasi partilerin söylediğini, ama iş eyleme geldiğinde
bunun görülemediğini kaydetti. Okuyan, bunun nedeninin, Ankara'nın ''yetki
kıskançlığı'' içinde bulunması olduğunu vurgulayarak, ''Siz, bizim ne
söylediğimize bakmayın, yetkilerimizi kolay kolay vermeyiz. Ankara'nın bu
yetki kıskançlığından çıkması lazım, hepimizin çıkması lazım'' dedi. Okuyan, yerel yönetimlere ilişkin yasanın çıkması için belediye
başkanlarının, siyasi partiler ve milletvekilleri üzerinde lobi oluşturması
gerektiğini, ayrıca, kamuoyunun bu yasaya duyarlı olmasının sağlanması
gerektiğini söyledi. Okuyan, yerel yönetimler reformunu gerçekleştirmenin kimi siyasilerin işine
gelmeyeceğini savunarak, şöyle devam etti: ''Böyle bir şey olursa, köy yolunun asfaltlanmasıyla milletvekili ve Ankara
uğraşmayacak. Ben, seçim bölgeme gittiğimde muhtarlar beni karşılayıp 'aman
efendim' demeyecek. Alışılagelmiş siyaset anlayışı o insanları kendi peşinden
koşturmak, sonra da büyük bir iş yapıyormuş havasına girmektir. Alt tarafı 3
kilometrelik bir yolu asfaltlayacağız... Böyle bir siyaset yok. Artık bu
siyasetten sıyrılmamız lazım. Bunu ben, kendi siyasetçi kimliğimle
söylüyorum.'' Okuyan, yerel yönetimler reformunun yapılmasının, bir kısım insanın şahsi
menfaatlerine dokunacağını ve bazı bürokratların da psikolojik rantını elinden
alacağını kaydetti. Ege Belediyeler Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Adil Aygün ise Yerel
Yönetimler Yasası'nın bir an önce çıkmasını beklediklerini belirterek, bu
konuda Okuyan'dan destek istediklerini kaydetti. Kabulde söz alan bazı belediye başkanları ise eski dönemlerden kalma büyük
bir borç yükü ile karşı karşıya bulunduklarını belirterek, belediyelerin,
TEDAŞ ve SSK'ya olan borçlarından ötürü maaşlarına haciz geldiğini söylediler.
Belediye başkanları, SSK'ya olan prim borçlarını, gayrimenkul takas usulüyle
ödemek istediklerini ifade ederek, bu konuda Bakan Okuyan'dan yardım talep
ettiler.
Okuyan, basın mensuplarına, SSK Kavaklıdere Lokali'nde iftar yemeği verdi.
Yemeğinin ardından gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını
yanıtlayan Okuyan, 4447 sayılı Sosyal Güvenlik Yasası'ndaki kademeli
emekliliğin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararının, geçen
hafta Resmi Gazete'de yayımlandığını anımsattı. Bakanlık'ta oluşturdukları
komisyonun, bu gerekçeli kararın hükümleri doğrultusunda yeni düzenleme için
çalışmalarına başladığını bildiren Okuyan, yeni düzenlemeye ilişkin çalışmanın
yıl başından sonra hazır hale gelebileceğini söyledi. İşsizlik Sigortası Fonu Yasası'nın aktüeryal hesaba göre çıkarıldığını
vurgulayan Okuyan, bu fondan belli şartlarda, belli sürede prim ödeyen kişiye
işsiz kalması durumunda, işsizlik ödeneği verileceğini bildirdi. Okuyan,
fondan, işsiz kalan kişiye işsizlik ödeneğinin yanı sıra sağlık hizmeti, iş
bulma ve mesleğini geliştirme amacıyla eğitim verileceğini de kaydederek,
şöyle konuştu: ''Aktüeryal hesaba göre kurulmuş olan bu fon, ancak aktüeryal bir hesaba
göre yönetilmeye devam ederse, gerçekten kendi sigortalısına hizmet verir.
Deniliyor ki, 'Çok sayıda işsiz var. Bir seferlik bunu değiştirelim. Mevcut
işsizler de fondan yararlandırılsın.' Öyle bir sigorta uygulaması dünyada yok.
Bir sosyal yardım olabilir. Sosyal yardım, ayrı bir konudur. İşsizlik
sigortası uygulamasında bir değişikliği gündeme getirmemiz, hiçbir şekilde
mümkün değildir.'' Okuyan, İş Güvencesi Yasa Tasarısı'nın halen Başbakanlık'ta bulunduğuna
dikkati çekerek, bu yasa tasarısının hükümetin bir devlet taahhüdü olan Ulusal
Program'daki taahhüdün sınırı içinde yasalaşacağını söyledi. İş Güvencesi
Yasası'nın çıkmasının hükümetin, AB'ye sunduğu Ulusal Program'daki kısa vadeli
hedefler arasında bulunduğu anımsatan Okuyan, şunları kaydetti: ''Kısa vadeli süreç, önümüzdeki Mart ayı sonunda bitmektedir. İnanıyorum
ki, hükümet, bu kendi taahhüdünü, kendi hür iradesi ile AB'ye karşı ortaya
koyduğu resmi devlet taahhüdünü göz ardı etmeyecektir. Önümüzdeki Mart ayına
kadar bu yasanın çıkabileceğini ümit ediyorum.'' Okuyan, başta 1475 sayılı İş Yasası, 2821 sayılı Sendikalar Yasası, 2822
sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası olmak üzere bazı yasaların
değiştirilmesine ilişkin üniversite hocalarınca sürdürülen çalışmanın,
''özellikle TİSK tarafından akamete uğratıldığını, bunun da TİSK'in gelecek ay
yapılacak Genel Kurulu'na bağlı olduğunu düşündüğünü'' bildirdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Okuyan, Başbakanlık Genelgesi ile
getirilen tane ile ilaç uygulamasının, hastanın yeterli miktarda ilaca sahip
olmasına yönelik olduğunu belirterek, SSK'da yataktan tedavi gören hastalara
tane ile ayaktan tedavi gören hastalara ise klinik poşet, ambalaj içinde ilaç
verdiklerini kaydetti. Sosyal güvenlik kurumlarının geçen yıl ilaca harcadığı paranın 1.6
katrilyon lira düzeyinde olduğunu anlatan Okuyan, bunun 600 trilyon liralık
bölümünün israf ve suiistimale gittiğini ifade etti. Okuyan, bu yıl sosyal
güvenlik kuruluşlarınca ilaca ödenen paranın 3 katrilyon liraya ulaştığını
belirterek, bunun 1 katrilyon lirasının israf olduğunu söyledi. Okuyan, Türkiye'de 36 milyon kişinin SKK, 15 milyon kişinin Bağ-Kur, 10
milyon kişinin de Emekli Sandığı sağlık hizmetlerinden yararlandığını, 11
milyon 200 bin kişinin yeşil kart sahibi olduğunu belirterek, 5 milyon kişinin
''fazladan yeşil kart sahibi olduğunu düşündüğünü'' kaydetti. Resen emeklilik uygulamasından önce kamuda çalışanlarla ilgili bir
envanterin yapılması gerektiğini anlatan Okuyan, bu envanter sonucunda fazla
olan personelin, eksik olan yere gönderilebileceğini ifade etti. Okuyan,
kamuda resen emekliliğe kişisel olarak katılmadığını, ancak emeklilik hakkını
elde etmiş kişilerin bazı uygulamalarla emekliliğe özendirilebileceğini
bildirdi.
Gemici, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, Türk milletinin özürlülere karşı
duyarlı olduğunu ancak örgütlü bir ilgi ve kurumlaşmaya gidemediğini belirtti.
Dünyadaki anlayışın, özürlünün kendi kendine yetecek, yardıma muhtaç olmadan
yaşayacak duruma getirilmesi olduğunu ifade eden Gemici, ''Eskiden bizde
özürlü saklanıyor, gizleniyordu. Özürlünün eğitileceği düşünülmüyordu. Özürlü
ailelerinin bilinçlenmesiyle, rehabilitasyon ve eğitim konusunda da talep
gelmeye başladı'' dedi. Türkiye'de sivil toplum örgütleri ve hayırseverlerin özürlülere yönelik
güzel merkezler yaptıklarını kaydeden Gemici, şöyle konuştu: ''Ancak bu güzel merkezlerde özel eğitim öğretim elemanı eksiğimiz ortaya
çıktı. Türkiye'de özürlülerin yüzde 3'üne eğitim verebiliyoruz. 72
üniversiteye bu konuda bizlere yardımcı olmaları için müracaat ettik. 4 yıl
önce özel eğitim öğretmeni olarak üniversitelerimizde 180 öğrenci vardı. Bugün
bu rakam 550'ye çıktı ama yine de yeterli değil. Özürlülere eğitim öğretmeni
bulmaya çalışıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığımız sınıf öğretmenlerini uzmanlık
sınavlarından geçirerek, buralara personel sağlıyor.'' Bakan Hasan Gemici, Türkiye'de 45 bin özürlüye 6 bin öğretmenin hizmet
verdiğini bildirdi. Özürlülerin ancak yüzde 10-15'ine özel eğitim elemanı
sağladıklarını dile getiren Gemici, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Üniversitelerde yeni bölümlerin açılmasına ihtiyaç var. Milli Eğitim
Bakanlığı'nın bu sorunun kısa vadede çözümü için yurtdışından özel eğitim
elemanı öğretmen getirmek için girişimi var. Özel eğitim elemanı öğretmen
arıyoruz, bulamıyoruz. Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda uluslararası ilişkiler,
bilgisayar programcılığı gibi özel eğitim elemanı öğretmenlere, sosyal hizmet
uzmanlarına, sosyoloji, psikoloji ve fizyoterapistlere çok ihtiyacı olacak.
Bakanlığa bağlı kurumlarda çalıştırmak üzere 40 fizyoterapist alacaktık, 10
kişi bulamadık.'' Gemici, Türkiye'de özel eğitim elemanı öğretmenlerin yetişmesiyle birlikte,
toplumda özürlülerin bilinçlenmesine yönelik ciddi adımların atılacağını da
ifade ederek, ''Bu arkadaşlar, devlette olmasa bile özel dersler vererek, çok
iyi imkanlara kavuşabileceklerdir'' dedi.
Avrupa Kalite Haftası dolayısıyla Türk Standardları Enstitüsü (TSE)
tarafından düzenlenen ''21. Yüzyılda Kalite Vizyonu'' panelinin açılışında
konuşan Gökalp, Avrupa Birliği'ne (AB) adaylık sürecinde olan Türkiye'nin gıda
güvenliği ile ürün kalite ve standartları açısından gelişmiş ülkeler
seviyesine ulaşmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Bakan Gökalp, yeni yüzyılın en önemli stratejik konularından birisinin gıda
konusu olduğunun bilincinde bulunduklarını ve bu çerçevede hizmet verdiklerini
kaydetti. Gıda kontrol sisteminin giderek daha güvenilir ve toplam kalite yaklaşımına
doğru yöneldiğini belirten Gökalp, sistemin başarı ile uygulanması ham
maddeden başlayarak tüketimin son aşamasına kadar ve işletmelerin kendi
otokontrollerini tesis etmesi ile mümkün olabileceğini ifade etti. Gökalp, panelden ayrılırken gazetecilerin Türk Sanayicileri ve İşadamları
Derneği'nin (TÜSİAD) Kıbrıs'a ilişkin görüşlerini içeren sorusuna karşılık,
''bu ülkeyi hükümet yönetiyor'' yanıtını verdi. Sağlık Bakanı Osman Durmuş da kalite kavramının zaman zaman yanlış
değerlendirildiğini belirterek, kalite belgesi alan kişi ya da kurumun her
konuda kaliteliymiş gibi bir yansıma verildiğini söyledi. Kalite belgesi konusunda hastaneleri örnek gösteren Durmuş, insani
ilişkiler ve binanın yapısının iyi olmasının o kuruluşun kaliteli hizmet
verdiğini ortaya koymayacağını söyledi. Bu nedenle kalite belgesinin verilmesinin amacının da belirtilmesi
gerektiğini kaydeden Durmuş, ''Kalite belgesi ne için veriliyorsa hangi ürün
için veriliyorsa belirtilmeli'' dedi. Kalite belgesinin bazen yanıltıcı olacağını savunan Durmuş, ''Çevremize
baktığımızda bu örnekleri çokça görüyoruz. Herkes her konuda ahkam kesiyor ama
iftiranın bedeli bir akçedir bu ülkede'' dedi. Osman Durmuş, şair Necip Fazıl Kısakürek'den ''Sana alçak diyemem alçaklık
da bir irtifadır. Sen ancak çukursun be adam'' sözlerini kullanarak, ''TSE
alçaklık ve çukurluk arasındaki mertebeyi ISO belgeleriyle tanımlarsa çok
büyük hizmet etmiş olur'' diye konuştu. TSE Başkanı Bekir Öztürk de gelişmenin ve kalitenin önemine dikkat çekerek,
TSE'nin verdiği sayısız eğitim hizmetlerinin yanı sıra Türkiye genelinde 1725
firmaya ISO 9000 Kalite Güvence Sistemi Belgesi verdiğini ve bu konuda
çalışmaların devam ettiğini kaydetti.
Avrupa Kalite Haftası dolayısıyla Türk Stardardları Enstitüsü (TSE)
tarafından düzenlenen ''21. Yüzyılda Kalite Vizyonu'' konulu uluslarası
panelde konuşan Bakan Mirzaoğlu, ileriye dönük planlama yapan kısa vadeli
kazançlar yerine uzun vadeli hesaplar yapan kuruluşların rekabet şansını
yakalayacaklarını kaydetti. Bilgi çağı üretiminde çalışanların motivasyonunun daha çok ön plana
çıktığına işaret eden Mirzaoğlu, kuruluşlarda bilgi teknolojilerini en üst
seviyede uygulamak ve bu teknolojilerin yaygın bir şekilde
kullanılabilirliğini sağlamak, bunu yaparken de kaliteyi bir hayat tarzı
olarak kabul etmek gerektiğini vurguladı. ''Kalite, sürekli gelişmedir'' diyen Mirzaoğlu, kaliteyi sağlamak için de
üst yönetimin liderliğinde eğitilmiş personel ile ekip çalışması yapılması ve
müşteri odaklı sonucu belirlenen hedefler doğrultusunda sürekli iyileştirme
yapılması gerektiğini söyledi. Ramazan Mirzaoğlu, şöyle devam etti: ''Kalite küreselleşmenin tek pazar haline getirdiği dünyamızda bir amaç
değil, yüksek rekabet gücünü sağlayan en önemli araçtır. Kalite peşinden
koşulması gereken bir unsur değil, zaten hakkımız olan verilmediğinde de
elimizden alınmış olan bir hizmet standardı şeklinde algılanmalıdır. Kaliteyi hayat tarzı kabul eden kuruluşlar küreselleşen dünyada ayakta
kalabileceklerdir.'' Devlet Bakanı Şuayip Üşenmez ise standardizasyon ve kalitenin küreselleşme
ve bölgesel bütünleşme ile ülkeler arasındaki teknoloji seviyesini eşitlemede
en hızlı ve etkili katkıda bulunan temel unsurlar olduğunu belirterek,
''kalite ve standart, rekabetin olmazsa olmaz şartlarıdır'' dedi. Günümüzde ülkelerin ekonomik güçlerinin dünya pazarlarındaki rekabet
güçleri ile doğru orantılı olduğuna dikkat çeken Üşenmez, rekabete hazır
olabilmek için olabildiğince hızlı bir şekilde kalite ve standart
çalışmalarıyla, üretici, tüketici ve toplumun bütün kesimlerini
bilinçlendirmek, sanayi ve hizmet sektöründe standart ve kaliteyi teşvik
ederek dünya ile uyumlarını sağlamak gerektiğini anlattı. Bakan Üşenmez, artık ülkeler arasındaki ekonomik sınırların ortadan
kalktığını, siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkilerin yoğunlaştığı dünyada her
türlü kurumsal yapıların yeniden düşünülmesinin kaçınılmaz hale geldiğini
belirterek, ''Kaliteyi hedefleyen, bunu başaran ve sürekliliğini sağlayan
herkesin çok iyi bildiği üzere bu başarı rastlantılarla değil, ancak sistemli
sürekli ve kararlı çabalarla mümkün olmaktadır'' diye konuştu. Rekabet ve kar edebilmenin kalite kavramının doğru algılanması ve
uygulanması ile mümkün olduğunu söyleyen Üşenmez, sıfır hata anlayışının yeni
hayat tarzı olduğunu ve gerçek bir rekabet ortamının yaşandığı pazarlarda
hatasız ürün ve hizmetlerin istenmesine yol açtığını kaydetti. Kaliteyi ve performansı iyileştirerek pazar payının korunmasının etkin bir
strateji olduğuna işaret eden Üşenmez, ''Bugün imalat sanayimiz, turizm ve
bankacılık gibi birçok sektörümüz de ülkemizin önemli kuruluşları kalite
yönetiminde dünyadaki emsalleri ile kıyasıya rekabeti TSE'nin olumlu katkıları
ve destekleri sayesinde öğrenmiş ve uluslarası kalite ödülleri ile de bunu tüm
dünyada ispat etmişlerdir'' şeklinde konuştu. Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmat Kenan Tanrıkulu da konuşmasında, ''Yönetimde
toplam kalite anlayışı gerekli ancak yetersiz hale gelmiştir'' dedi. Teknolojideki çok hızlı değişikliğe uyum sağlamak maksadıyla bakanlığında
toplam kalite yönetim anlayışının ötesindeki değişimi de ihtiva eden
''Mükemmeliğe Doğru Yolculuk: 3 Milyon İşlemde Bir Hata Oranı'' isimli projeyi
uygulamaya koyduklarını anlatan Tanrıkulu, bu projenin amacını da, ''kalite
vizyonunun belirlenmesinde dikkate alınması gereken hususlardan olan, önemli
derecede zaman ve malzeme tasarrufu sağlayarak hizmet veren ve hizmet alanları
aynı oranda ilgilendiren hatasız işlemi gerçekleştirmek'' olarak açıkladı.
Bakan Tanrıkulu, söz konusu sıfır hata ile çalışma felsefesinin hatanın
kaynağının bulunup ortadan kaldırılarak bir daha aynı hatanın yapılmamasını
sağlamak ve işi ilk seferde doğru olarak yapmak düşüncesine dayandığını
anlattı.
Hollanda'nın Rotterdam kentinde düzenlenen 6. Uluslararası Metropoller
Konferansı'na katılan Gürel, burada yaptığı konuşmada, uluslararası göç
hareketlerinin entegrasyon sürecine etkileri üzerinde durdu. Gürel, İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı Avrupa ülkelerine işgücü ihtiyacı
çerçevesinde göç eden misafir işçilerin bu ülkelerde kalıcı olduğunun
anlaşılmasından sonra toplumsal bütünleşme sürecinin başlatıldığını, ancak bu
sürecin olumlu noktalarının görülmesine rağmen henüz başarıya ulaşamadığını
anlattı. Batı ülkelerinde entegrasyon sürecine ağırlık verilmesine paralel olarak,
ırkçılık ve yabancı düşmanlığı akımlarının da güçlendiğine dikkati çeken
Gürel, yasadışı göçlerin de entegrasyon sürecine olumsuz yansıdığını ve daha
karmaşık sorunların ortaya çıkmasına neden olabildiğini belirtti. Gürel, konuşmasında, Türkiye'nin entegrasyon konusundaki yaklaşımı üzerinde
de durdu ve Türkiye'nin geçmişte toplu göçlere kucak açmış bir ülke olduğunu,
siyasi ve dini baskılar sonucu ülkelerini terk etmek zorunda kalan yüz
binlerce insana ikinci vatan oluşturduğunu anlattı. Batı ülkelerinde 1980'li yıllardan itibaren uygulamaya konulan entegrasyon
sürecinin Türkiye'nin gündemine geç girdiğini belirten Gürel, bu kişilerin,
kültürel kimliklerini, geleneklerini ve dillerini yitirmeden bulundukları ülke
ile Türkiye arasında bir iletişim ve dostluk köprüsü kurabilecekleri
bilincinin geç anlaşıldığını vurguladı. Gürel, yabancı ülkelerde yaşayan Türklerin bulunduğu ülkelerin, siyasi,
ekonomik, kültürel ve sosyal yaşamına katkıda bulunan bilinçli birer vatandaş
olmasının özendirilmesinin Türkiye'nin en önemli hedeflerinden biri olduğunu
vurguladı. Bu bağlamda eğitim eylem planının benimsendiğini ve bu planının temel
prensibini, yerel lisan öğrenilirken Türkçe'nin de aynı oranda iyi
bilinmesinin oluşturduğunu anlattı. Devlet Bakanı Gürel, Türkiye'den gönderilen din adamları hakkında Batı'da
çoğu zaman haksız ve gerçeği yansıtmayan bir propaganda yürütüldüğünü, din
adamlarının, Türk vatandaşlarına manevi destek vermek, onlara doğru yolu
göstermek ve yaşadıkları topluma yararlı insanlar olarak katkıda bulunmaktan
başka işlevleri bulunmadığına dikkate çekti. Din adamlarının devlet memuru olmakla birlikte siyasi konularda görüş
bildirmelerinin mümkün olmadığını belirten Gürel şöyle devam etti: ''Batı ülkeleri, kendi İslamını yaratmak hevesiyle birçok ekstremist
Müslüman grup ve kişilerin ülkelerine yerleşmelerine ve faaliyetlerde
bulunmalarına göz yummuştur. Bunun altında Türk din adamlarının entegrasyonu
engelleyici unsurlar olarak tanımlanması vardır. 11 Eylül olayları, İslam'a
gerçekten inananlarla dini kendi siyasi amaçları için kullananlar arasındaki
farkı açıklıkla ortaya koymuştur. Bu bilinçlenmeyle, Batı ülkelerinin kendi
mutfaklarındaki aşırı unsurları temizlemelerinin zamanı gelmiştir.'' Gürel, bütün girişim ve çabalara karşılık göçmenlere yönelik varlığını
sürdüren sürdüren ırkçı ve ayırımcı davranışların tamamen kaldırılması için
ülkelerin ortak çaba göstermesi gerektiğini kaydetti. Sivil inisiyatif olarak 1995 yılında çeşitli ülkelerin biraraya gelmesiyle
oluşturulan Uluslararası Metropoller Konferansı, her yıl bir ülkede toplanıyor
ve burada kentleşmenin getirdiği değişik sorunlar bilimsel düzeyde
irdeleniyor. Bu konferanslarda ortaya görüşler, hükümetlere uygulayacakları
politikalarda yol gösterici olabiliyor. Bu yıl Rotterdam'da altıncısı düzenlenen konferansta, 11 Eylül'den sonra
terörizmle mücadele çerçevesinde daha çok güncellik kazanan göç hareketlerinin
yarattığı değişimler ele alınıyor. Gürel'in Hollanda Azınlıklar ve Büyük Kentler Bakanı Roger van Boştel'ın
daveti üzerine katıldığı bu konferans, 30 Kasım Cuma günü sona erecek. Konferansa 42 ülkeden 700 dolayında temsilci katılıyor.
Gürel, Türkiye'nin sahip olduğu demokratik yapısını ve laik sistemini
koruyarak, teröre karşı bugüne kadar verdiği özverili mücadele ile dünyaya
sunabileceği deneyimleri bulunduğunu ve bu deneyimleri ile de örnek bir 'model
ülke' oluşturduğunu bildirdi. Şükrü Sina Gürel, Altıncı Uluslararası Metropoller Konferansı dolayısıyla
bulunduğu Hollanda'da Türk dernek ve kuruluş temsilcileriyle biraraya geldi.
Gürel, Rotterdam Başkonsolosluğu'nda yapılan toplantıda, Türkiye'deki
gelişmeler hakkında bilgi verdi ve Türkiye'nin uluslararası planda öneminin ve
değerinin giderek daha iyi anlaşılmaya başlandığını vurguladı. Dünyadaki ekonomik durgunluğa rağmen gelişme çabalarının olumlu bir yönde
seyrettiğini anlatan Şükrü Sina Gürel, Türk insanının çağdaş değer ve
standartlara ulaşması için gerekli adımların hızla atıldığını belirtti. Gürel, bu adımların uluslararası birlikteliğe girmek için değil, Türk
insanına layık görüldüğü için atıldığına dikkati çekti. Şükrü Sina Gürel, Batı ülkelerindeki Türk vatandaşlarının, kendi içine
kapanarak, toplumdan soyutlanmış bir yapı yerine, o toplum için vazgeçilmez
bir insan varlığı olarak yer almasını istediklerini vurguladı ve bu çerçevede
eğitimden yararlanmanın çok önemli olduğunu anlattı. Bu konuda Türkiye'nin bir eğitim eylem planı hazırladığını hatırlatan
Gürel, bunun temel unsurunu da içinde yaşanılan ülkenin ve anadilin aynı anda
en iyi şekilde öğrenilmesinin oluşturduğunu belirtti. Toplantıya katılan Türk dernek ve kuruluş temsilcileri de, bedelli
askerlik, çifte vatandaşlık ve seçme ve seçilme hakkı gibi konularda Türk
hükümetinden beklentilerini dile getirdiler. Bedelli askerliğin tamamen kaldırılması yolundaki eleştirileri kabul
etmediğini belirten Gürel, bunun Anayasa'da öngörülmüş bir hak ve görev
olduğunu, her Türk vatandaşının bu hizmeti yapmakla yükümlü olduğunu anlattı.
Gürel, Türkiye'nin Avrupa ve dünya ülkeleri içinde en modern ve gelişmiş
sayılabilecek bir vatandaşlık yasasına sahip olduğunu sözlerine ekledi.
''Türkiye'nin Enerji Stratejileri'' konulu Türkiye Enerji Forumu
İstanbul'da başladı. Forumun İş Kuleleri'nde yapılan açılış oturumunda konuşan Çakan, 1996-2001
yılları arasında enerji üretiminde yüzde 6.5-7, tüketimde ise yüzde 8-9 artış
yaşandığını anlattı. Tüketim ve üretim arasındaki dengesizlikten dolayı bugün gerçekte enerjide
büyük bir darboğaz yaşandığını vurgulayan Çakan, ''Kriz olmasaydı ve
barajlardaki su seviyesi normal olsaydı, gelmesi gereken suyun yüzde 80'i
gelseydi bile bu yıl her halükarda enerji kısıtlamasına gidilecekti'' diye
konuştu. Ekonomik kriz nedeniyle olması beklenen enerji tüketim talebinin 2001 yılı
tahmini olan 139.7 milyar kilovatsaatten 127 milyar kilovatsaate düştüğünü
dile getiren Çakan, yıl sonu itibariyle tüketim azalmasının yüzde 9 olacağını
anlattı. Barajlardaki su seviyelerine ilişkin bilgi de veren Çakan, Atatürk
Barajı'nda kullanılabilecek su seviyesinin 10 santimetre, Karakaya'da 19
santimetre Keban'da 1 metre 20 santim olduğunu vurguladı. Çakan, Atatürk ve Karakaya barajlarında minimum seviyeye gelindiğini de
belirterek, şöyle dedi: ''Su gelişleri bu düzeyde devam etmesi halinde Aralık ayı içinde devreye
girmesi beklenen Gebze bin 540 megavat, Adapazarı 770 megavat santrallarının
gecikmesi durumunda oluşması beklenen enerji açığımız daha da artacaktır. Bu
barajların, tesislerin temelini atanlara teşekkür etmemiz, minnettar olmamız
gerekmez mi? Onlardan bir tanesi de şu anda içimizde bulunan Cumhur
Ersümer'dir. Cumhur Ersümer'e ülkem adına teşekkür ediyorum.'' Normalde bu santralların 2002 yılının Mayıs ayında devreye alınacağını,
ancak Gebze Santralı'nın 770 megavatlık bölümünü bir an önce devreye alabilme
mücadelesi verdiklerini belirten Çakan, ''Eğer o yatırımlar yapılmamış olsaydı
bugün ülkemizde en az 4 saat enerji kısıtlamasına gidilecekti'' dedi. Zeki Çakan, yeterli enerji üretimi yapılabilmesi için aşırı risk alındığını
da vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Gebze, Adapazarı santralları istikrarlı bir üretime kavuşuncaya kadar
sistemimizin bu olumsuz koşulları barajlara su girişinin başlayacağı Mart 2002
başına kadar devam edecektir. Gerçekleri bilelim ki doğru projeleri takdir edelim. O santralların
zamanında anlaşmalarını yaparak gaz getirmek üzere ülkenin yararına
çalışanları bir zamanlar siyasi rant alabilmek için üzerine giderek toplumu
olumsuz yönde oluşturmaya çalışanlara karşı biz ülkemizi seven insanlar olarak
taraf olalım. Doğruları hep birlikte mümkün olduğu kadar görmeye çalışalım. Bu
dönemde tüketimin karşılanamayacağı günlerde yaklaşık 20 milyon kilovatsaat ve
saat 8-24 arasında olmak üzere 3'er saatlik dilimler halinde kesinti yapılması
gündeme gelebilecektir.'' Türkiye Enerji Forumu'nun açılış oturumunda konuşan Çakan, yeni santrallar
devreye girinceye ve su seviyeleri yükselinceye kadar çeşitli önlemler
aldıklarını anlattı. Bu çerçevede termik santral müdürlerinin çok büyük riskler aldıklarını
vurgulayan Çakan, bu santralların çalışabilecekleri maksimum seviyeye
çıkarıldıklarını kaydetti. Termik santralların ortalama kapasite kullanım oranlarının yüzde 73.76'ya
yükseldiğini, bu alanda dünya ortalamasının ise yüzde 70 düzeyinde bulunduğunu
bildiren Zeki Çakan, hiç kimsenin kendilerini santralların kapasitelerinin
dünya standartlarının altında çalıştığı ve bürokratlar görevlerini yerine
getirmiyor diye suçlayamayacağını söyledi. Bugün gereken tedbir alınmazsa 2006 yılında aynı sıkıntının yaşanacağını
bildiren Bakan Çakan, ''1996-2001 arası alınan tedbirlerle bugün 1-2 aylık
krizden sonra 2002 ve 2006 yılına kadar hemen hemen büyümemizle, tüketim
artışıyla üretimin birbirini denkleştireceğini ama ekonomide ani bir patlama
olduğunda olumlu yönde bu enerjiyi üretemeyeceğimizi de açıklıkla ifade
ediyorum'' dedi. Bugün bıçağın sırtında enerji üretip tüketiciye ulaştırmaya çalıştıklarını
dile getiren Çakan, TEDAŞ'ın kayıp kaçak oranının yüzde 23.5 düzeyinde
bulunduğunu, kayıp kaçakda en yüksek ilin Mardin, en düşüğün ise Bilecik
olduğunu söyledi. Kabul edilebilir kayıp kaçak oranının ise yüzde 7 olduğunu bildiren Zeki
Çakan, ''Bu sektörde 10 milyar dolarlık bir hacim var. 1.5 milyar doları
kaçak. Her yıl 1.5 milyar dolarımız gidiyor. Mücadelemizi yılmadan sürdürürsek
1.5 milyar doları kazanmak mümkündür'' dedi. Çakan, bu konuda Diyarbakır örneğini vererek, Diyarbakır gar binası ve
çevresinin şu an karanlıkta olduğunu, bu bölgeyi besleyen trafonun 320
kilovatlık bir güç ürettiğini, ancak talebin bir anda 600-700'e çıkarak
trafonun patlama noktasına geldiğini bildirdi. Çakan, ''Ne oldu? Kaçak arttı. 600 kilovatsaat yetmedi 700-800'e çıktı. Ben
de (hayır) dedim'' diye konuştu. Eğer kaçak kullanımla mücadele edilmezse üretimin tüketime yetmesinin pek
mümkün olmayacağını da vurgulayan Çakan, niyetlerinin hiçbir zaman bağcıyı
dövmek olmadığını, borcunu ödeyemeyenler için taksit seçeneklerinin
getirildiğini anlattı. Çakan, elektrik tarifelerinin yılbaşında dolar bazında 7.3 cent, şimdi ise
6.5 cent olduğuna işaret ederek, dolar bazında gerileme, TL bazında yüzde
95'lik bir artış görüldüğünü bildirdi. TEDAŞ'ın alacaklarından bahsederken, şu an 1 milyon abonenin elektriğinin
kesik olduğunu ve 5 milyon kişinin de karanlıkta bulunduğunu kaydeden Çakan,
kendilerine ''Bunu yapmayın, şu abonenin elektriğini verin'' şeklinde herhangi
bir baskı da gelmediğini söyledi. Zeki Çakan, bu kararı almanın siyaseten de o
kadar kolay olmadığını vurguladı. ''Mavi Akım projesi ve İran doğalgazı kararları olmasaydı ne ile enerji
üretecektik biz?'' diye soran Çakan, en ucuz enerjinin varolan enerji olduğunu
bildirdi. Santralların işletme hakkı devir projeleri çerçevesinde 8 santralın işletme
hakkı devri konusunu bir kez daha gündeme getireceğini dile getiren Çakan,
doğalgazda 2002 yılında 22 ilin devreye sokulacağını, 2004 itibariyle de 57 il
merkezinde doğalgazın kullanıma sunulmuş olacağını söyledi. İran gazında da herhangi bir problem olmadığını bildiren Çakan,
''Projelerde risk alması gerekenlere karşı çok acımasızca davranıldı, çok
haksızlıklara uğradılar. Bu projelerle ilgili kararlar alınmasaydı durum ne
olurdu hiç düşündünüz mü?'' diye konuşu. ''Enerjiyi toprağa mı vereceğiz?'' diyenler olduğunu belirten Çakan, hiç
hak etmediği halde bakanlık hakkında olumsuzluk yaratılmaya çalışıldığını
savundu. Çakan, konuşmasının ardından gazetecilerin enerji kısıtlamasına ilişkin
soruları üzerine şunları söyledi: ''Termik santrallarda müdürlerimiz hemen hemen santrallarda yatıyorlar.
Santrallarımız çok eski olduğu halde dünya standardının üzerinde çalışıyorlar.
Önümüzdeki hafta Türkiye'deki bütün otoprodüktörlerin yani özel olarak kendi
enerjisini üretenlerin de devreye alınması konusunda şu anda 3-4 genel
müdürlüğümüz çalışıyor. Dolayısıyla inşallah enerji kısıtlaması olmadan bu
kışı atlatacağız.''
Ulaştırma Bakanı Vural, Atatürk Havalimanı'nda, Türk Hava Yolları (THY)
Uçuş Eğitim Merkezi, Simülatör Eğitim Merkezi, THY Bakım Hangarları ile
Atatürk Havalimanı Kulesi'nde incelemelerde bulundu. İncelemelerine, THY Uçuş Eğitim Merkezi'nden başlayan Vural, burada, THY
Genel Müdürü Yusuf Bolayırlı, Uçuş İşletmeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı
Oktay Öztekin ve Uçuş Eğitim ve Standartlar Başkanı Zafer Baysal'dan, pilot ve
kabin memurlarına verilen eğitimler hakkında bilgi aldı. Daha sonra, gazetecilerin sorularını cevaplandıran Vural, ''bazı
havaalanlarının özelleştirilmesine'' yönelik soru üzerine, atıl durumdaki
havaalanlarının değerlendirilmesi için THY ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi
(DHMİ) ile çalışma halinde olduklarını belirterek, şunları söyledi: ''Bu havaalanları uçuş yapılamadığı için atıl vaziyettedir. Bizim
önceliğimiz, bu havaalanlarını ekonomiye kazandıracak şekilde bölgesel sivil
havacılığın geliştirilmesine yönelik bir çalışmadır. Bu çalışmalar gayet güzel
gidiyor. Yakın zamanda bu konudaki sonuçları açıklayacağız. Şu anda 6
havaalanı ile ilgili değerlendirme yapılıyor. Sivil havacılık gelişirse,
desteklenirse bu havaalanları değerlendirilecek. Bu yolda bir anlayış
birliğimiz var.'' Bu çerçevede Sabiha Gökçen Havalimanı'ndaki trafiğin artırılması için de
çalışmalar yapıldığını kaydeden Vural, ''Buraya çok büyük yatırım yapıldı ama
maalesef atıl vaziyette. Bütün havaalanlarının değerlendirilmesine yönelik
proje üzerinde çalışıyoruz. Havaalanlarının mahalli idarelerle
işletilmesinden, sivil havacılığın geliştirilmesine kadar bütün alternatifleri
değerlendiriyoruz'' diye konuştu. Bir soru üzerine de Vural, Sabiha Gökçen Havalimanı'nın hac operasyonu
açısından etkin bir şekilde kullanılacağını söyledi. ''Özel havayolu şirketlerinin Eurocontrol'a olan borçlarını ödeyebilmek
için kredi taleplerine'' ilişkin soruya karşılık Vural, ''Bu konuda Hazine
Müsteşarlığı gerekli çalışmaları yürütüyor. Bu kaynağın hangi ölçülerde,
kimlere verileceği konusundaki kriterleri Hazine Müsteşarlığı belirleyecek''
dedi. Vural, ''uçaklarda güvenliğin sağlanması için silahlı görevlilerin
bulunmasıyla'' ilgili soru üzerine, bu konunun tartışıldığını, ancak Avrupa
ülkelerinin uçaklarda silahlı kişilerin bulunmasına karşı olmasından dolayı
bir anlayış birliğinin gelişmediğini söyledi. Bu konunun Ocak ayındaki Bakanlar Kurulu toplantısında değerlendirileceğini
bildiren Vural, ''Teknik olarak uçaklarda silahlı personel bulunması uçuş
güvenliği açısından genel bir kabul görmüş değil, ama teknik olarak çalışmalar
devam ediyor'' dedi. Ulaştırma Bakanı Oktay Vural, açıklamalarının ardında Simülatör Eğitim
Merkezi'ne girerek, burada Hannover-İstanbul arasında simülasyon uçuşu
gerçekleştirdi. Bakan Vural, Simülatör Eğitim Merkezi'nde yaptığı açıklamada da bugüne
kadar gerçek anlamda ilk defa bir simülasyona katıldığını ifade etti.
Kendisinin Hannover-İstanbul arasındaki simülatör uçuşu sırasında uçağı,
kaptan pilot yardımıyla İstanbul'a indirdiğini belirten Vural, ''Uçuş
güvenliği açısından pilotlarımızın en üst seviyede eğitim gördüğünü, her şeye
hazırlıklı olduğunu gördüm. Bundan, büyük bir gurur duydum. Güven verici''
diye konuştu. THY'nin dünya çapında tesislere sahip olduğunu ifade eden Vural, ''THY'nin
bu eğitim tesisleriyle çok önemli ve özel yeri olduğu kanaati bende pekişti''
dedi. Ulaştırma Bakanı Oktay Vural, daha sonra incelemelerini THY Bakım
Tesisleri'nde ve Atatürk Havalimanı Kulesi'nde sürdürdü, yetkililerden
çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Yücelen, SP Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk'un yazılı soru önergesine
verdiği yanıtta, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu'nda yardım toplama
şekillerinin düzenlendiğini anımsattı. Mevzuatta zorunlu bağışın kesinlikle
yasak olduğunu kaydeden Yücelen, Tapu Sicil Müdürlükleri'nde döner sermaye
işletmeni saymanlığınca belirtilen oranlar dışında zorunlu olarak ücret
alınmadığını ifade etti. Sağlık Bakanlığı'na bağlı devlet hastanelerinde verilen hizmetlerin fatura
edilerek hastanelerin döner sermayeleri tarafından tahsil edildiğine işaret
eden Yücelen, adliyelerde sabıka kaydı çıkartılırken alınan ücretin de 1 Ocak
2002 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılacağını bildirdi. İçişleri Bakanı Yücelen, ''Emniyet müdürlüklerinde silah taşıma ruhsatı
verme ve yenileme işlemlerinde kanunlarda öngörülen özel işlem vergisi,
eğitime katkı payı ve harç dışında zorunlu ücret alınmadığı tespit
edilmiştir'' dedi. Rüştü Kazım Yücelen, 1998 yılında yayınlanan bir genelgeyle de kamu kurum
ve kuruluşlarının verdiği hizmetlerle ilgili herhangi bir bağış ve yardım
almaması gerektiğinin hüküm altına alındığını anımsattı.
Yücelen, TBMM Genel Kurulu'nda OHAL'in Diyarbakır, Tunceli, Şırnak ve
Hakkari'de 4 ay süreyle uzatılmasına ilişkin Başbakanlık Tezkeresi üzerinde
Hükümet adına söz aldı. 1999 yılında bölgede bin 282 olay meydana geldiğini bildiren Yücelen, bu
olaylarda 185 güvenlik görevlisinin şahit olduğunu, 513 güvenlik görevlisinin
yaralandığını, 51 vatandaşın hayatını kaybettiğini, 91 vatandaşın
yaralandığını söyledi. Yücelen, yapılan operasyonlarda ise 975'i ölü olmak
üzere bin 255 teröristin ele geçirildiğini kaydetti. Bakan Yücelen, 2000 yılında 221 olay meydana geldiğini bu olaylarda 26
güvenlik görevlisi ve 20 vatandaşın hayatını kaybettiğini belirterek, 362'si
ölü olmak üzere 535 teröristin etkisiz hale getirildiğini açıkladı. Bu yıl 17 Kasım tarihine kadar da bölgede 185 olay meydana geldiğini
anlatan Yücelen, bu olaylarda 22 güvenlik görevlisi ve 10 vatandaşın hayatını
kaybettiğini, aynı sürede ise 113'ü ölü 343 terörist yakalandığını kaydetti.
Olayların 2000 yılında 1999'a göre yüzde 83, 2001 yılında ise 2000 yılana
göre yüzde 26 azaldığını belirten Yücelen, bölgede kamu düzenini bozabilecek
terörist faaliyetler ve bunlarla ilgili emarelerin henüz ortadan kalkmadığını
vurguladı. Yücelen, terör örgütü Hizbullah hakkında da çeşitli bilgiler verdi.
Yücelen, 2000 yılı başından bugüne kadar 4 bin 739 Hizbullah örgütü mensubunun
yakalandığını bildirerek, aynı sürede 461 faili meçhul olayın da
aydınlatıldığını açıkladı. Yücelen, Doğu ve Güneydoğu Eylem Planı çerçevesinde eğitim, sağlık, sosyal,
ekonomik ve kültürel alanlarda çalışmaların devam ettiğini bildirerek, bölgede
bulunan 11 ilde 1 milyon 209 bin ilk ve ortaöğretim öğrencisinin eğitim
gördüğünü söyledi. Geçen yıla göre okul öncesi eğitim kurumlarının yüzde 53, derslik sayısının
yüzde 96, öğretmen sayısının yüzde 94 ve öğrenci sayısının da yüzde 100
arttığını kaydeden Yücelen, 2001 yılı içinde bölgede 195 derslikli 11 yatılı
ilköğretim bölge okulunun daha hizmete girdiğini bildirdi. Bakan Yücelen, Köye Dönüş Projesi için de 3 trilyon 200 milyar liralık
kaynak ayrıldığını hatırlatarak, 2001 Ekim ayında 75 köye 4 bin 803 kişinin
döndüğünü söyledi. Yücelen, Haziran 2000-Ekim 2001 tarihleri arasında 35 bin
227 kişinin köylerine geri döndüğünü açıkladı. Yücelen, helikopterlerin bazı görevlilerin ailelerini taşıdığı iddialarının
gerçeği yansıtmadığını bildirerek, her uçuş planının Ankara'ya bildirildiğini
söyledi. ''1 teröristi öldürmek 10 trilyona mal oluyor'' şeklindeki
değerlendirmeleri de doğru bulmadığını ifade eden Yücelen 30 bin Türk
vatandaşının bölgede meydana gelen olaylarda hayatını kaybettiğini hatırlattı.
Yücelen, Doğubeyazıt'ta meydana gelen olayların tekrar gündeme
getirilmesini de eleştirerek, orada vatandaşların büyük bir sağduyu
gösterdiğini ve hatalı olan görevlilerin yerlerinin değiştirildiğini bildirdi.
Genel Kurul'un kabul ettiği tezkereye göre, Diyarbakır, Hakkari, Şırnak ve
Tunceli'de devam etmekte olan Olağanüstü Hal, 30 Kasım Cuma gününden itibaren
4 ay uzatıldı. DYP Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Hayri Kozakçıoğlu, Batılı
ülkelerin Türkiye'ye yönelik faaliyet gösteren terör örgütlerini himaye
ettiklerini bildirerek, bazı teröristlerin mahkeme kararına rağmen Türkiye'ye
iade edilmediğini söyledi. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin ekonomik ve sosyal kalkınması için
gerekli olan çalışmaların hızla tamamlanması gerektiğini anlatan Kozakçıoğlu,
bölge için uygulanacağı söylenen pak çok projenin uygulanamadığını öne sürdü.
Kozakçıoğlu, sınır ticaretinin geliştirilmesini isteyerek, bölgedeki lise
mezunlarının üniversiteye girmesi için özel bir statü sağlanmasını önerdi.
MHP Grubu'nun görüşlerini açıklayan Grup Başkanvekili İsmail Köse, bölgede
yaşanan olayların nedeninin ''ekonomik'' olduğu yolundaki görüşlere
katılmadığını ifade ederek, ''Meselenin nedeni değil, sonucu ekonomiktir''
dedi. Türkiye'nin komşularının teröristleri yıllardır desteklediğini anlatan
Köse, ''Yılanın başı yakalanmıştır ama onun kardeşini ve Hizbulşeytan denilen
ve insanları kafalarına çivi çakarak öldüren canileri bir başka komşumuz
himaye etmektedir'' diye konuştu. Köse, konunun ''Güneydoğu meselesi'' olarak ele alınmasının da yanlış
olduğunu savunarak, konunun ''Türkiye'nin topyekün kalkınması'' olarak
değerlendirilmesini istedi. Bölgede 75 binin üzerinde köy korucusu bulunduğunu ve onlara ayda 500
milyon lira maaş ödendiğini kaydeden Köse, ''Kastamonu'da veya başka illerdeki
köylerde korucuya gerek duyulmuyor da niçin bu bölgede gerek duyuluyor?..
Teröriste su, ekmek vereceksin, yardım edeceksin, barındıracaksın... Böyle
vatandaşlık olmaz'' diye konuştu. Sınır ticaretinin uygulanmasını da eleştiren Köse, Türkiye'de üretilen pek
çok malın getirilmesiyle tarım ve hayvancılığın zarar gördüğünü belirterek,
sınır ticaretinin bir takım çetelerin ve menfaat gruplarına hizmet ettiğini
öne sürdü. DSP Grubu adına söz alan Manise Milletvekili Cihan Yazar da Köye Dönüş
Projesi'nin önemine değinerek, vatandaşların kendi rızalarıyla köylerine
dönmeleri için gerekli tedbirlerin alındığını anlattı. Daha sonra yapılan oylamada OHAL'in Diyarbakır, Tunceli, Hakkari ve
Şırnak'ta 4 ay uzatılmasına ilişkin Başbakanlık Tezkeresi kabul edildi.
Çiller, DYP İstanbul İl Başkanlığı tarafından Akgün Otel'de düzenlenen
''Kamu İhale Kanunu Tartışmaları'' panelinde yaptığı konuşmada, Kamu İhale
Kanunu'nun önemli eksiklikleri olduğunu, DYP'nin bu nedenle bir kanun teklifi
hazırladığını ve aradan 6-7 ay geçtiğini kaydetti. Bu kanunun çıkarılmasının önemine işaret eden Çiller, Türkiye'nin içinde
bulunduğu sorunların bazı bilim adamları tarafından ''şeffaflaşmadaki
eksiklik'' olarak nitelendirildiğini dile getirdi. Çiller, bu bilim adamlarına göre, 1998 yılından bu yana gelişen ortamda
Türkiye'nin yolsuzluklarda dünya 4'üncüsü konumuna girdiğini kaydetti. Aynı görüşlere göre, Türkiye'nin hızla yoksullaştığının da vurgulandığını
belirten Çiller, Türkiye'nin yoksullaşmada dünya 5'incisi konumuna geldiğinin
ifade edildiğini söyledi. Değerlendirmelere göre, Türkiye'nin üst ve alt gelir grupları arasında
uçurumun en fazla olduğu ülkelerden birisi olduğunun da belirtildiğini
kaydeden Çiller, 1999-2000 yıllarında yolsuzlukların çok artması nedeniyle
toplanan vergilerin yüzde 36'sının şeffaf olmayan işlere gittiğinin
vurgulandığını belirtti. Çiller, burada önemli bir payın İhale Kanunu'ndan kaynaklandığını, İhale
Kanunu'nun Türkiye'de şeffaflaşmanın en önemli gündem maddesi haline geldiğini
söyledi. Tansu Çiller, DYP'nin hazırladığı ''Kamu İhale Kanunu Teklifi''nin, 2886
sayılı Devlet İhale Kanunu'ndan önemli farklılıkları bulunduğunu da kaydetti.
2886 sayılı kanun kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının sınırlı
olduğunu, KİT'lerin ve belediyelere ait işletmeler ile fonların alım ve yapım
gibi faaliyetlerinin İhale Kanunu'na tabii olmadığını belirten Çiller, yeni
teklifte bunların İhale Kanunu'na alınarak yolsuzlukların önleneceğini
söyledi. Mevcut kanunda bir projenin ihale edilebilmesi için aranan temel ilkelerin
yetersiz olduğunu, teklifte ise ihale konusu işle ilgili yeterli bütçe ödeneği
bulunması şartının aranacağını kaydeden Çiller, mevcut kanunda çevreyi
korumaya yönelik açık hüküm bulunmadığını, teklifte ise çevre etki
değerlendirme raporu gerekli olan işlerde olumlu ÇED raporu zorunluluğu
getirildiğini söyledi. Çiller, bugünkü sistemde birim fiyat esasının olduğunu, tahmini bedellerin
bununla hesaplandığını da kaydederek, teklifte birim fiyat uygulamasına son
verildiğini, tahmini bedel yerine projeye dayalı anahtar teslim bedelinin esas
alındığını kaydetti. Tansu Çiller, mevcut kanunda davet usulü yöntemiyle ihale yapılabildiğini,
tekliflerinde ise savunma amaçlı stratejik işler hariç davet usulünün
kaldırıldığını, böylece şeffaflık ve haklı rekabetin unsurlarının oluştuğunu
dile getirdi. Bayındırlık Bakanlığı Yüksek Fen Kurulu'na yeni teklifte işlerlik
kazandıracaklarını da ifade eden Çiller, müteahhitlik karnesi konusunda da
yeni düzenlemeler yapılacağını söyledi. İhale Kanunu'nun önümüzdeki günlerde Meclis'e getirilmesinin beklendiğini,
ancak uygulamasının 2003 yılına kadar ertelenmesinin dile getirildiğine de
işaret eden Çiller, bunun kamu vicdanınca sorgulandığını kaydetti. Çiller, ''Kamu vicdanı, 'eğer bu yasa doğruysa niye buna hemen işlerlik
kazandırılmıyor, yok eğer yanlışsa o zaman bu değişikliği niye yapıyoruz?'
sorusunu gündeme getiriyor'' dedi. Birtakım yasa veya kurulların kurulmasının zaman alabileceği meselesinin
inandırıcı olmadığını savunan Çiller, istenirse bütün değişikliklerin bir ay
içinde bitirilebileceğini söyledi. Çiller, şöyle devam etti: ''Son zamanlarda Meclis çok hızlı çalışmış, birçok yasayı çıkarmıştır.
Ancak mesele yasaları çıkarmak değil, mesele düzgün yasaları çıkarmak ve
onları doğru uygulamak ve milletin tümünü kucaklayan bir yaklaşımı gündeme
getirebilmektir. Özellikle son yılda 15 gün içinde 15 yasa çıkarılması
dayatmalarıyla Meclis karşı karşıya kalmıştır. Hatta fason çalıştırılan bir
atölye konumunda bütün bunlar çıkarılmıştır. Ama yine geçtiğimiz yıl millet
açısından kaybedilmiş bir yıl olmuştur. Türkiye, dünyada en hızlı küçülen
ekonomiler arasında yerini almıştır. Demek ki mühim olan yasayı çıkarmak
değil, düzgün, doğru, etkin çalışacak bir yasayı millet yararına çıkarmak ve
onu uygulayabilmektir.'' Çiller, bunun da tecrübe ile vizyonu birleştiren etkin bir yönetime olan
ihtiyacı gündeme getirdiğini vurgulayarak, ''Bugün de, iktidarda aradığımız ve
geniş kesimler, halk kitleleri olarak hükümette bulamadığımız bu unsurdur''
dedi.
Çiller, Akgün Otel'de partisinin düzenlediği ''Kamu İhale Kanunu'' konulu
panelden çıkışında gazetecilerin çeşitli konulardaki sorularını yanıtladı.
Tansu Çiller, ''Kıbrıs'ta kritik bir döneme girildi. Radikal çözüm öneriniz
var mı? Hükümetin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?'' şeklindeki bir soru
üzerine, ''Gümrük Birliği ile birlikte başlayan süreçte Kıbrıs meselesinin
Avrupa Birliği ile Türkiye arasında bir mesele olmasını reddettik ve Gümrük
Birliği'nde bir satır dahi buna ilişkin hiçbir kayıt yoktur'' dedi. Çiller, yazılı metinlerin çok önemli olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:
''Oysa Helsinki'de bunu yazılı bir metin olarak Avrupa Birliği o metne
koydurttu. O zaman biz dedik ki, 'Buradan bir büyük sıkıntı çıkar. Bunun
yazılı metinden kalkmasını sağlayın'. Nitekim hükümet birtakım tepkiler koydu.
Birtakım sözler, sözlü olarak verildi Avrupa Birliği tarafından. Geçerli olan
yazılı metin Kıbrıs'ı Türkiye ile Yunanistan arasında değil, Türkiye ile
Avrupa Birliği arasındaki bir mesele haline getirdi. Yanlış budur. Şimdi
Türkiye ne Avrupa Birliği'nden vazgeçebilir ne de Kıbrıs'tan vazgeçebilir. Bu
meselenin çözüm şeklini çok farklı bir çerçeveye taşımak lazım. Bu çerçeve
nedir? Bu çerçeve; Yunanistan ile Türkiye arasındaki Kıbrıs ve hatta Ege
meselesini bir bütün olarak ele alarak, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında
bir mesele olarak değil, Türkiye ile Yunanistan, Türk ve Yunan
parlamentolarının meselesi olarak gündeme getirmek, Kıbrıs'ta ise hem
Türkiye-Yunanistan ve orada bulunan iki yönetimin de dahliyle bir çözüme doğru
gitmektir. Eğer siz şunu diyorsanız ki, 'Avrupa Birliği bize bedel ödetir', o
zaman bedel ödettiren Türkiye'den, bedel ödeyen Türkiye'ye geçersiniz. Kuzey
Kıbrıs'ı eğer 'Türkiye'ye ekleyeceğiz' diyorsanız, karşınızda Yunanistan'ı
değil, Avrupa Birliği'ni bulursunuz. Bu yanlıştır. Bu yaklaşım yanlıştır.
Konuyu derhal doğru platforma ve çerçeveye taşımak lazım.'' Çiller, bir başka soru üzerine, Nereden Buldun Yasası'nın tümüyle
kalkmasını isteyen bir ekibin şimdi onun kalkmayacağını varsaymasının ilginç
olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: ''Bu ekip şimdi de '2003 yılında o yasa geliyor. Dolayısıyla ona ilişkin
servet affı çıkaralım' diyor. Bu aslında bir aldatmacadır. Eğer zaten nereden
buldun yasası kalkacaksa, o zaman ondan önce geçirilecek olan servet affının
bir anlamı olmaz. Farklı bir anlamı olur. Oradan kara paraya davetiye
çıkarılır. Bize göre nereden buldun yasası yanlıştır. Önemli olan bu yasanın
kalkmasıdır.''
DYP İstanbul İl Başkanlığı tarafından Akgün Otel'de düzenlenen ''Kamu İhale
Kanunu Tartışmaları'' panelinde konuşan Şahin, Türkiye'deki kamu
yatırımlarının sadece GSMH'nin yüzde 2'si kadarının ödeneğinin bulunduğunu,
yatırımların çoğunun ödenek ayrılmadan ihale edildiğini söyledi. ''KİT'ler ve fonlar ihale yasası dışında bulunursa Türkiye'de
yolsuzlukların önüne geçemezsiniz'' diyen Şahin, ''Türkiye'deki ihalelerin
yüzde 10 komisyonla el değiştirdiğinin bilinen bir durum'' olduğunu savundu.
''Projesi, ödeneği olmayan hiçbir işin ihalesinin yapılmaması gerekli''
diyen Şahin, Ayaş ve Bolu tünelinin tamamlama projelerinin olmadığı için yarım
kaldığını ve devletin kaynaklarının boşa harcandığını bildirdi. Yeni yasada müteahhitlerin korunması gerektiğini de dile getiren Şahin, 5
milyon doların üzerindeki ihalelerin AB ülkelerine açık tutulmasının
müteahhitlik sektörüne darbe vuracağını, bunun için ihale miktarının yüksek
tutulması gerektiğini söyledi. Büyük projelerde ihale aşamasında kamuoyunun da fikrinin alınması
gerektiğini ifade eden Şahin, Mavi Akım Projesi'nin devletin yatırım
programlarında yer almadan, sözleşmesi yapılıp avanslar ödendikten birkaç ay
sonra ek yatırım programına alındığını ileri sürdü. Türkiye'deki yolsuzluk ve yoksulluğun, şeffaf olmayan yönetim ve ihale
kanunundan kaynaklandığını kaydeden Şahin, ''Vurdumduymaz, kanun, yönetmelik
dinlemez, yatırım programı olmayan işlere avans ödeyen yöneticilerin de bir
sorumluluğu olması lazım. Bunlardan hesap sorulması gerekir'' dedi. İl Başkanı Süleyman Soylu da, Türkiye'nin iki problemi bulunduğunu ve
bunların yolsuzluk ve yoksulluk olduğunu söyledi. Soylu, şeffaf bir kamu yönetimi için siyasi partiler, seçim, ihale ve yerel
yönetim kanunlarının bir an önce değişmesi gerektiğini kaydetti. Panelde konuşan Alarko Holding Başkan Yardımcısı Oktay Varlıer, TBMM
Başkanlığı'na sunulan ''Kamu İhale Kanunu''nun, Kamu İhale Kurum ve Kurulu'nun
kurulmasını öngördüğünü hatırlatarak, bunun doğru bir karar olduğunu söyledi.
Varlıer, hazırlanan yeni yasanın KİT'ler ve belediyeler dahil tüm kamu
kuruluşlarını da içine aldığını belirterek, kanunda yer alan uluslararası
tekliflere açık ihalelerle ilgili tereddütlerinin bulunduğunu dile getirdi.
''Yerli isteklilere açılmadan, yabancılara ihalelerin açılması Türk
müteahhitlerini zora sokar. Türk piyasasını Avrupalı müteahhitlere açarsak,
bizim de AB'de çalışabilmemiz lazım'' diyen Varlıer, Türk müteahhitlerinin de
AB ülkelerinde iş alması durumunda işçilerin serbest dolaşımının şart olduğunu
ifade etti. Hangi parti olursa olsun iktidar milletvekillerinin kendi bölgesine yatırım
yapmak istediğini dile getiren Varlıer, ''Bu nedenle bitmeyen yatırımlar
yapılıyor. Eğer buna son verilmezse Türkiye'de başlayıp da bitmeyen
yatırımların önünü alamayız. Kaynak israfının da önüne geçemeyiz'' dedi. Eski Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarı Metin Üğdül de, Türkiye genelinde 5
bin adet ''hatır projesinin'' hayata geçirildiğini belirterek, ''Bir köyde yol
yok, su yok ama buraya spor tesisi yapıyorsunuz'' dedi. Üğdül, ödeneği olmayan ''hatır projelerinin'' devam etmesi için sembolik
olarak 1 milyon liralık ödenekler ayrıldığına dikkat çekerek, tüm bu
projelerin tasfiye edilmesini istedi. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa
Aysan da hem teknik hem de finansal projesi olmayan işlerin ihalesinin
yapılmaması gerektiğini belirterek, ''En büyük yolsuzluk ihalelerdedir'' dedi.
Erdoğan, Gümüşhane'de Zafer Meydanı'nda düzenlenen mitingde yaptığı
konuşmada, Türkiye'de insanların artık ekmek kavgası verdiğini belirterek,
''Biz ekmek kavgasının yanında bir şeyin daha kavgasının verilmesini
istiyoruz. O da demokrasi mücadelesidir'' dedi. Erdoğan, ülkenin, demokratik hak ve hürriyetler noktasında önünü kesmek
isteyenlerin olduğunu öne sürerek, ''Çünkü işlerine gelmiyor. Bu ülkede hak
konuşulmasın istiyorlar. Doğru, güzellik konuşulmasın istiyorlar. Biz,
isteseler de, istemeseler de konuşacağız'' diye konuştu. Erdoğan, 1998 yılında hükümette DSP ve ANAP'ın olduğunu anımsatarak,
şunları söyledi: ''Türkiye'nin o dönem yıllık Gayri Safi Milli Hasılası, 205 milyar dolardı.
2001 yılında MHP'yi de alarak üçlü ortaklık kurdular. Gayri Safi Milli Hasıla
150 milyar dolara düştü. Türkiye'de açlık sınırında olan 15 milyon vatandaşın
aylık geliri 43 dolardır. Türkiye'nin yüzde 25'i açlık sınırında, yüzde 50'si
yoksulluk sınırında, yüzde 25'i de kendini idare ediyor.'' ''Fildişi kulelerden Türkiye yönetilemez'' diyen Erdoğan, ''Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası'nda (Türkiye laik, sosyal, hukuk devletidir) diyor.
Nerede bu sosyal devlet? Bu millet hiçbir dönem bu kadar dışlanmamıştı,
horlanmamıştı. Şimdi bizi dilenci haline getirdiler. Kendileri de IMF
kapısında dilenci oldular'' dedi.
Gül, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin
bugün, ''57. Hükümet sayesinde, tarihinin en derin ekonomik bunalımını''
yaşadığını söyledi. Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar nedeniyle uluslararası
kuruluşlar ile güçlü devletlere mahkum hale geldiğini iddia eden Gül, bu
şartlar içinde Kıbrıs ve Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği gibi
konularda sorunlar yaşandığını kaydetti. Türkiye'nin ekonominin güçlü olduğu
dönemde bu sorunlarla karşılaşmadığını, Kıbrıs'ın kötü bir konjonktürde
dayatıldığını anlatan Gül, ''Türkiye 27 senede, Barış Harekatı'ndan sonra
Kıbrıs politikasında başarılı olamamıştır. Kıbrıs ile ilgili de facto (fiili)
manzara hiç de iç açıcı değildir'' dedi. Abdullah Gül, 10 Aralık'ta Helsinki'de yapılan AB zirvesinin ardından
hükümetin ''zafer sarhoşluğu'' yaşadığını, ancak kendilerinin sonraki süreçte
Kıbrıs konusunun gündeme getirileceğini her defasında dile getirdiklerini
söyledi. ''Ne Kıbrıs'tan, ne AB'den vazgeçilir'' diyen Gül, Türkiye'nin bu konuda
büyük fedakarlık yaptığını söyledi. Türkiye'nin AB'ye tam üye olabilmesi için ekonomik, hukuki ve idari
reformları gerçekleştirmesi gerektiğini anlatan Gül, Ulusal Program'ın
içeriğini eleştirdi. Gül, ''AB'ye girişimizin düzgün şekilde ilerlemesi için, idari ve
demokratik reformların yerine getirilmesi gerekir'' diye konuştu. Abdullah Gül, bir soru üzerine, Türkiye'nin AB'ye girmeyi çok arzu
ediyormuş gibi davrandığını, ancak bir şey yapmadığını iddia etti. TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan'ın, Kıbrıs ile ilgili eleştirilerine bir soru
üzerine değinen Abdullah Gül, Özilhan'ın açıklamalarını ''yanlış'' olarak
değerlendirdi. Gül, ''AB'ye tam üyelik çerçevesinde Ak Parti, Kürtçe eğitime nasıl
bakıyor?'' sorusuna ise ''AB'nin ne olduğunu bilmeden Türkiye bu yolda
yürüyorsa bu, bir skandaldır. Türkiye, peşinen kabul ettiği bir kulübe girmek
istiyorsa şartlarını yerine getirmelidir. Türkçe dışındaki yayınlar vardı
zaten... Kürtçe yayın yapılmaktadır. Bunu herkes de bilmektedir'' karşılığını
verdi. Gül, geçen hafta Kıbrıs konusunda Meclis'te yapılan kapalı oturumun
kendilerini tatmin etmediğini, hükümetin, ''Kıbrıs ile ilgili yeterli bilgi
vermediğini'' söyledi.
Kutan, partisinin grup toplantısındaki konuşmasına Öğretmenler Günü'ne
değinerek başladı. Değerlerin taşıyıcısı olan öğretmenleri ''gerçek
kahramanlar'' olarak tanımlayan Kutan, çaresizlik ve karamsarlık içine
düşürülen öğretmenlerin durumunun, millet olarak yaşanan vahim tabloyu açık ve
net olarak gösterdiğini anlattı. Kutan, öğretmenleri ve tüm milleti açlık ve sefalete mahkum eden Hükümet'in
bir yandan IMF'den gelecek 10 milyar dolarlık kredi ile düzlüğe çıkılacağı
havası yayarken, diğer taraftan da Siyasi Partiler ve Seçim Yasası üzerinde
spekülasyonlarla sanki seçim olacakmış gibi görüntü vermeye çalıştığını
kaydetti. Kutan, ''Bize göre bu yapılanların milleti oyalamak, toplum
kesimlerinden gelen baskıları yumuşatmak ve iktidarda kalmayı biraz daha
uzatmaya çalışmaktan başka bir anlamı yoktur'' dedi. Ülke ekonomisinin düzlüğe çıkmasını istediklerini ama böyle birşeyin mümkün
olmadığını anlatan Kutan, ''IMF'nin dayatması olan bu programla, bu beceriksiz
ve çamura batmış hükümetle, ülke ekonomisinin düzlüğe çıkması mümkün değil''
görüşünü savundu. 10 milyar dolarlık yardım sözünün gerçeği yansıtmadığını, bunun 5 milyar
dolarının borç ertelemesi olduğunu belirten Kutan, ''Gelirse 5 milyar dolar
yeni kredi, borç para gelecek. Bu para gelecek mi, gelecekse hangi şartlarda
ve nerede kullanılacak? Sayın Derviş'in terennüm ettiği bedel nedir, bu bedeli
kim ödeyecek?'' diye sordu. Devlet Bakanı Kemal Derviş'in göreve başladığı günden beri IMF'den gelen
kredilerin bedelini milletin ağır bir şekilde ödediğini, ülke insanlarının
yarı yarıya fakirleştiğini kaydeden Kutan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Ülkede bugüne kadar görülmemiş bir yoksulluk, açlık yaşanmaktadır. Ne
oldu bu ağır bedeli ödedikten sonra? Derviş'in göreve başladığı günden bu yana
25 milyar dolardan fazla borç ve faiz ödedik. Ama borç stokları erimedi,
artmaya devam etti. Hem iç borç hem dış borç arttı. Yanlış politikalar
sonucunda 20 milyar dolarlık sermaye dışarıya kaçtı. Şimdi (5 milyar gelecek
ve kurtulacağız) diyorlar. Kimi kandırıyorlar? Bu millet artık bu masallara
inanmıyor. Evet bu anlattıkları masaldır. Ama çocuklarımız artık aç
yatıyorlar, masal dinleyemiyorlar. Anneler ve babalar da açlıktan inleyen
çocuklarından dolayı kahroluyorlar. Boş laflarla boş tencere dolmuyor.
İnsanlar tencere kaynatmak için azık paketler peşinde koşuyorlar. Boş lafları
artık dinlemiyorlar.'' Kutan, konuşmasında ''Bu ülke için seve seve'' kampanyasına da işaret
ederek, lüks marka ve otomobil reklamlarının bu logo ile verildiğini
vurguladı. ''Bu millete hakarettir, bu tutum ahlaki değildir'' diyen Kutan, büyük
medyanın da bu kampanya nedeniyle Şişli ve Akmerkez'deki canlılığı anlata
anlata bitiremediğini belirterek, ''(Dolarını bozduran alışverişe koştu, krizi
yendik, düzlüğe çıkıyoruz) manşetleri atıyorlar. Hangi dolar? Kaç kişi
alışverişe koşuyor? Kimler, markaları alıyorlar?'' dedi. Kutan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, İstanbul'da
büyük alışveriş merkezlerinde yapılan ve yüzde 50'ye varan indirimlerin anlata
anlata bitirilemediğini söyledi. Bu anlatılanlara şaştığını, çünkü bu
insanların 65 milyonluk ülkeyi 500 binden ibaret sandıklarını bildiren Kutan,
''Bunların 65 milyondan haberleri yok, bunların kuyruklardan, açlıktan,
açlıktan ölen bebeklerden haberleri yok'' diye konuştu. SP Genel Başkanı Kutan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bu hükümet gitmeden, IMF programları yırtılmadan bu sıkıntılardan
kurtulmak mümkün değildir. Bu hükümetin gitmesi seçimle olur. Şimdi millet
seçim sandığı bekliyor. Bu milleti açlığa mahkum eden iktidar partileri,
Siyasi Parti ve Seçim Yasası spekülasyonları ile seçim sandığını
uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Rantiye çevreleri de bu durumdan memnun. Onlar da
böyle dönemde (hemen seçimin) yanlış olacağını söylüyorlar. Çünkü onlar
paralarını kat kat faize bağlamışlar.'' Recai Kutan, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'nda siyasetin serbestçe
yapılmasını sağlayacak değişikliklere, Seçim Yasası'nda da bütün milletin,
toplum kesimlerinin düşüncelerinin Meclis'e taşınmasını sağlayacak
düzenlemelere gidilmesini istedi. Demokrasi ile bağdaşmayacak gerekçelerle
ülke barajı getirildiğini, bunun yanlış olduğunu anlatan Kutan, şöyle konuştu:
''Ben baraj tartışmasında özellikle iktidar partilerinin samimi
olmadıklarını görüyorum. (Biz barajın yüzde 10'da kalmasını istiyoruz)
diyenler, aslında baraj korkularını bastırıyorlar. Bu konu kimin barajı geçtiği ya da geçmediği hesabı ile ele alınamaz. Baraj
konusunun gündeme gelmesi (temsil ve istikrar) bağlamında ele alınabilir.
Temsil sorununu aşmak için ülke barajı kaldırılmalıdır. İstikrar sorunu, seçim
öncesi ittifaklara izin verilerek çözülebilir. Aslında parlamenter demokratik sistemlerde temsil ve istikrar sorunu hep
vardır. Eğer parlamenter demokraside ısrar edilecekse istikrar için çare,
seçim öncesi ittifaklardır.'' Türkiye'nin artık yürütme ve yasamayı birbirinden tümüyle ayırmayı da
tartışması gerektiğini ifade eden Kutan, şunları söyledi: ''Eğer böyle olursa yürütme belli bir süre için iki turlu bir seçimle
seçilir, istikrar sorunu olmaz. Yasama da ayrıca seçilir, ülke barajı olmaz,
seçim bölgesi barajını aşan her aday parlamentoya girer, bu şekilde temsil
sorunu da ortadan kalkar. Ama bunları kimse konuşmuyor, yapılan sadece geyik muhabbeti,
spekülasyondan ibarettir. (Benim baraj sorunum yok) havası yaratarak siyaset
yaptıklarını sanıyorlar. Yoksa böyle sorununuz, haydi gelin sandığı milletin önüne koyun. Koyun ve
millet size ne yapıyor görelim, bırakın ülke barajını, hepiniz il barajına
takılacaksınız, millet sizi tasfiye edecek.''
Kutan, aralarında İran'ın Ankara Büyükelçisi Seyit Muhammed Hüseyin
Lavasani'nin de bulunduğu, çok sayıda İslam ülkesinin Ankara büyükelçilerine,
Hilton Otel'de iftar yemeği verdi. Kutan, yemek öncesinde gazetecilerin soruları üzerine, TÜSİAD Başkanı
Tuncay Özilhan'ın, Kıbrıs meselesi ile ilgili yaptığı açıklamaları
değerlendirdi. Özilhan'ın görüşlerine, kesin olarak katılmalarının söz konusu olmadığını
ifade eden Kutan, ''Sayın Denktaş'ın 'uzlaşmaz bir tutum içinde olduğu'
beyanı, kesin olarak tasvip edilecek bir beyan değildir'' diye konuştu. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Kıbrıs meselesini en iyi bilenlerden
biri olduğunu ve 1974'den bu yana sorunun çözümü için mücadele verdiğini dile
getiren Kutan, şöyle konuştu: ''Bu itibarla, Denktaş'ın böyle bir uzlaşmaz tutum içinde olduğu beyanını,
parti olarak kabul etmiyoruz. Mesele, tamamen diyalog içinde, müzakereler
halinde çözüme ulaştırılmalıdır. Ancak, Yunanistan ve Rum Kesimi, özellikle AB
meselesini kullanarak, böyle bir uzlaşmaya yanaşmıyor. Yani, uzlaşmaz durumda
olan Rum Kesimi ve Yunanistan'dır.'' Basına kapalı gerçekleşen iftar yemeğine, 34 İslam ülkesinin temsilcisi
katıldı.
Üsküdar'daki Borsa Yatırımcıları Derneği'ni ziyaret ederek borsacıların
sorunlarını dinleyen Tibuk, ekonomik krizin derinleşmesinin borsayı da olumsuz
etkilediğini kaydetti. Tibuk, borsanın araba, ev gibi bir yatırım aracı olduğunu ifade ederek,
''Borsa kumar değil, yatırımdır. Türkiye'de kumarhane gibi düşünülen İMKB'nin
özelleştirilmesi gerekir'' dedi. Borsadaki vergilerin de kaldırılması gerektiğini savunan Besim Tibuk,
özelleştirilen borsanın hisselerinin yöneticiler ve halka satılabileceğini,
sadece İstanbul'da değil, diğer illerde de borsa kurulabileceğini dile
getirdi. LDP Başkanı Tibuk, borsa alanında da ihtisas mahkemelerinin açılması
gerektiğini söyledi. Borsa Yatırımcıları Derneği Başkanı Ali Bahçuvan da, borsanın ekonomiye
kaynak yarattığına işaret ederek, ''Türkiye'de vatandaşların hisselerine
devlet eliyle el konulması mülkiyet hakkına saldırıdır. Bu da gaspa giriyor.
Son 2 yılda yaklaşık 400 bin kişi borsazede oldu'' diye konuştu. * Cumhurbaşkanı Sezer'in kabulleri... Sezer, Türkiye Tekstil Sanayi
İşverenleri Sendikası Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, Üniversite Öğretim
Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Kadir Erdin ve Türkiye Bilimler Akademisi
Başkanı Prof. Dr. Engin Bermek ve beraberlerindeki heyetleri ayrı ayrı kabul
edecek. NOT: Bu bülten Anadolu Ajansı'nın dünkü haberlerinden derlenerek
hazırlanmaktadır.MGK BİLDİRİSİ: ''TÜRKİYE, KIBRIS'TAKİ İKİ TARAFIN ORTAKLAŞA
KABUL EDEBİLECEĞİ BİR ÇÖZÜM ARAYIŞINA BÜTÜN İYİ NİYETİYLE DEVAM EDECEKTİR. BU
ANLAYIŞLA, SAYIN DENKTAŞ'IN YAPMIŞ OLDUĞU GÖRÜŞME ÇAĞRISINI
DESTEKLEMEKTEDİR''
ANKARA, 28/11 --- Milli Güvenlik Kurulu (MGK),
Türkiye'nin Kıbrıs'taki iki tarafın ortaklaşa kabul edebileceği bir çözüm
arayışına bütün iyi niyetiyle devam edeceğini, bu anlayışla, KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yapmış olduğu görüşme çağrısını desteklediğini
bildirdi.
EKONOMİK İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ GÜNÜ... SEZER: ''BÖLGESİNDE VE
DÜNYADA, BARIŞ, İSTİKRAR VE İŞBİRLİĞİNE HER ZAMAN KATKIDA BULUNAN TÜRKİYE,
BÖLGESEL İŞBİRLİĞİNİN BU YÖNDE OYNADIĞI BELİRLEYİCİ ROLÜN BİLİNCİNDEDİR''
ANKARA, 28/11 --- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bölgesinde ve
dünyada, barış, istikrar ve işbirliğine her zaman katkıda bulunan Türkiye'nin,
bölgesel işbirliğinin bu yönde oynadığı belirleyici rolün bilincinde olduğunu
belirtti.
YEREL YÖNETİMLER REFORMU... OKUYAN: ''TÜRKİYE, ÇOK SÜRATLİ
BİR ŞEKİLDE, YERİNDEN YÖNETİMİN ÖNE ÇIKARILDIĞI BİR YEREL YÖNETİMLER REFORMUNA
GEÇİRİLMELİDİR''
ANKARA, 28/11 --- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Yaşar Okuyan, Türkiye'nin, çok süratli bir şekilde, yerinden yönetimin öne
çıkarıldığı bir yerel yönetimler reformuna geçirilmesi gerektiğini bildirdi.
OKUYAN: ''ÖNÜMÜZDEKİ MART AYINA KADAR, İŞ GÜVENCESİ
YASASI'NIN ÇIKABİLECEĞİNİ ÜMİT EDİYORUM''
ANKARA, 28/11 --- Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, İş Güvencesi Yasası'nın gelecek Mart
ayına kadar çıkabileceğini ümit ettiğini bildirdi.
GEMİCİ: ''TÜRKİYE'DE ÖZÜRLÜLERİN YÜZDE 3'ÜNE EĞİTİM
VEREBİLİYORUZ''
İZMİR, 28/11 --- Devlet Bakanı Hasan Gemici,
Türkiye'de özürlülerin yüzde 3'üne eğitim verilebildiğini söyledi.
AVRUPA KALİTE HAFTASI... GÖKALP: ''HEDEFİMİZ TÜRK GIDA
SANAYİNİ GELİŞMİŞ ÜLKELER DÜZEYİNE ÇIKARMAK OLACAKTIR''
ANKARA, 28/11
--- Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp, hedeflerinin gıda
sektöründeki sorunları ortadan kaldırarak Türk gıda sanayini gelişmiş ülkeler
düzeyine çıkarmak olduğunu bildirdi.
AVRUPA KALİTE HAFTASI... MİRZAOĞLU: ''DİNAMİK PAZARLARDA
YIKICI REKABETİN KARŞISINDA AYAKTA KALABİLMEK ANCAK KALİTEYİ BENİMSEMEKLE
MÜMKÜN''
ANKARA, 28/11 --- Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu, ''dinamik
pazarlarda yıkıcı rekabetin karşısında ayakta kalabilmek ancak kaliteyi
benimsemekle mümkündür'' dedi.
DEVLET BAKANI GÜREL HOLLANDA'DA: ''ENTEGRASYON TEK TARAFLI
OLAMAZ''
AMSTERDAM, 28/11 --- Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, Batı
ülkelerinde yaşayan Türk vatandaşlarının bu ülkelere entegrasyonunun, bir
tarafın istemesiyle mümkün olmadığını, karşı tarafın da bu sürece katılması ve
istekli olması gerektiğini söyledi.
DEVLET BAKANI GÜREL: ''TÜRKİYE'NİN ÖNÜNDE YENİ FIRSATLAR
VAR''
AMSTERDAM, 28/11 --- Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, 11
Eylül'den sonra değişen koşulların Türkiye açısından bazı olumlu fırsatları
gündeme getirdiğini söyledi.
TÜRKİYE ENERJİ FORUMU... ÇAKAN: ''ATATÜRK VE KARAKAYA
BARAJLARINDA KULLANILABİLECEK SU SEVİYESİ MİNİMUM SEVİYEYE GELDİ''
İSTANBUL, 28/11 --- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Zeki Çakan,
Atatürk ve Karakaya barajlarında kullanılabilecek su seviyesinin minimum
seviyelere geldiğini belirterek, tüketimin karşılanamayacağı günlerde 3'er
saatlik dilimler halinde enerji kesintisinin gündeme gelebileceğini bildirdi.
VURAL: ''BİZİM ÖNCELİĞİMİZ, ATIL HAVAALANLARINI EKONOMİYE
KAZANDIRACAK ŞEKİLDE BÖLGESEL SİVİL HAVACILIĞIN GELİŞTİRİLMESİNE YÖNELİK
ÇALIŞMADIR''
İSTANBUL, 28/11 --- Ulaştırma Bakanı Oktay Vural, atıl
durumda bulunan havaalanlarının ekonomiye kazandırılması için bölgesel sivil
havacılığın geliştirilmesine yönelik çalışma içinde olduklarını söyledi.
ZORUNLU BAĞIŞ... İÇİŞLERİ BAKANI YÜCELEN: ''EMNİYET
MÜDÜRLÜKLERİNDE SİLAH TAŞIMA RUHSATI VERME VE YENİLEME İŞLEMLERİNDE KANUNLARDA
ÖNGÖRÜLEN ÖZEL İŞLEM VERGİSİ, EĞİTİME KATKI PAYI VE HARÇ DIŞINDA ZORUNLU ÜCRET
ALINMAMAKTADIR''
ANKARA, 28/11 --- İçişleri Bakanı Rüştü Kazım
Yücelen, Emniyet Müdürlüklerinde silah taşıma ruhsatı verme ve yenileme
işlemlerinde kanunlarda öngörülen özel işlem vergisi, eğitime katkı payı ve
harç dışında zorunlu ücret alınmadığını bildirdi.
OHAL'İN UZATILMASI GÖRÜŞMELERİ... İÇİŞLERİ BAKANI YÜCELEN:
''BÖLGEDE MEYDANA GELEN TERÖR OLAYLARINDA 2000 YILINA GÖRE YÜZDE 26 ORANINDA
AZALMA OLDU''
ANKARA, 28/11 --- İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen,
OHAL bölgesinde meydana gelen terör olaylarında 2000 yılana göre yüzde 26
azalma olduğunu bildirdi.
OHAL 4 İLDE 4 AY SÜREYLE UZATILDI... KÖSE: ''75 BİNİN
ÜZERİNDE KÖY KORUCUSUNA AYDA 500 MİLYON LİRA MAAŞ ÖDENİYOR
ANKARA,
28/11 --- Olağanüstü Hal Uygulamasının, Diyarbakır, Hakkari, Şırnak ve
Tunceli'de 4 ay süreyle uzatılmasına ilişkin Başbakanlık Tezkeresi TBMM Genel
Kurulu'nda kabul edildi.
KAMU İHALE KANUNU TARTIŞMALARI PANELİ... ÇİLLER: ''ÖZELLİKLE
SON YILDA, 15 GÜN İÇİNDE 15 YASA ÇIKARILMASI DAYATMALARIYLA MECLİS KARŞI
KARŞIYA KALMIŞTIR''
İSTANBUL, 28/11 --- DYP Genel Başkanı Tansu
Çiller, özellikle son yılda Meclis'in 15 gün içinde 15 yasa çıkarılması
dayatmalarıyla karşı karşıya kaldığını öne sürerek, ''Hatta fason çalıştırılan
bir atölye konumunda bütün bunlar çıkarılmıştır. Ama yine de geçtiğimiz yıl
millet açısından kaybedilmiş bir yıl olmuştur'' dedi.
ÇİLLER: ''HELSİNKİ'DEKİ YAZILI METİN KIBRIS'I, TÜRKİYE İLE
YUNANİSTAN ARASINDA DEĞİL TÜRKİYE İLE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDA BİR MESELE
HALİNE GETİRDİ. YANLIŞ BUDUR''
İSTANBUL, 28/11 --- DYP Genel Başkanı
Tansu Çiller, Helsinki'deki yazılı metnin Kıbrıs'ı, Türkiye ile Yunanistan
arasında değil Türkiye ile Avrupa Birliği arasında mesele haline getirdiğini
belirterek, ''Şimdi Türkiye ne Avrupa Birliği'nden vazgeçebilir ne de
Kıbrıs'tan vazgeçebilir. Bu meselenin çözüm şeklini çok farklı bir çerçeveye
taşımak lazım'' dedi.
KAMU İHALE KANUNU TARTIŞMALARI PANELİ... ŞAHİN: ''PROJESİ,
ÖDENEĞİ OLMAYAN HİÇBİR İŞİN İHALESİNİN YAPILMAMASI GEREKLİ''
İSTANBUL, 28/11 --- DYP Genel Başkan Yardımcısı Nevfel Şahin,
projesi, ödeneği olmayan hiçbir işin ihalesinin yapılmaması gerektiğini
belirterek, ''KİT'ler, belediyelere ait işletmeler ve fonlar ihale yasası
dışında bulunursa Türkiye'de yolsuzlukların önüne geçemezsiniz'' dedi.
AK PARTİ GENEL BAŞKANI ERDOĞAN GÜMÜŞHANE'DE: ''FİLDİŞİ
KULELERDEN TÜRKİYE YÖNETİLEMEZ''
GÜMÜŞHANE, 28/11 --- AK Parti Genel
Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ''Fildişi kulelerden Türkiye yönetilemez'' dedi.
GÜL: ''NE KIBRIS'TAN, NE AB'YE TAM ÜYELİKTEN
VAZGEÇİLİR''
ANKARA, 28/11 --- AK Parti Genel Başkan Yardımcısı
Abdullah Gül, ''Ne Kıbrıs'tan, ne AB'ye tam üyelikten vazgeçilir'' dedi.
KUTAN: ''ŞİMDİ (5 MİLYAR GELECEK VE KURTULACAĞIZ) DİYORLAR.
KİMİ KANDIRIYORLAR? MİLLET ARTIK BU MASALLARA İNANMIYOR''
ANKARA,
28/11 --- SP Genel Başkanı Recai Kutan, IMF'den gelecek paranın 10 milyar
değil, 5 milyar dolar olduğunu bildirerek, ''Şimdi, (5 milyar gelecek ve
kurtulacağız) diyorlar. Kimi kandırıyorlar? Bu millet artık bu masallara
inanmıyor'' dedi.
KUTAN, İSLAM ÜLKELERİ BÜYÜKELÇİLERİNE İFTAR YEMEĞİ VERDİ...
KUTAN: ''KIBRIS MESELESİ TAMAMEN DİYALOG İÇİNDE, MÜZAKERELER HALİNDE ÇÖZÜME
ULAŞTIRILMALIDIR''
ANKARA, 28/11 --- SP Genel Başkanı Recai Kutan,
Kıbrıs meselesinin, tamamen diyalog içinde, müzakereler halinde çözüme
ulaştırılması gerektiğini belirterek, ''Ancak, Yunanistan ve Rum Kesimi,
özellikle AB meselesini kullanarak, uzlaşmaya yanaşmamaktadırlar'' dedi.
TİBUK: ''TÜRKİYE'DE KUMARHANE GİBİ DÜŞÜNÜLEN İMKB'NİN
ÖZELLEŞTİRİLMESİ GEREKİR''
İSTANBUL, 28/11 --- Liberal Demokrat
Partisi (LDP) Genel Başkanı Besim Tibuk, ''Türkiye'de kumarhane gibi düşünülen
İMKB'nin özelleştirilmesi gerekir'' dedi.
G Ü N D E M : ( 28 KASIM 2001 )
* KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Roma'daki temaslarını sürdürüyor.
Kıbrıs konulu konferans verecek olan Denktaş, İtalya Dışişleri Bakan
Yardımcısı Roberto Antonione'nin onuruna vereceği akşam yemeğine de
katılacak.
* Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Yılmaz, TÜGİAD Ankara
Şubesi'nin iftar yemeğine katılacak.
* Devlet Bakanı Gürel, Hollanda'nın
Lahey kentinde AB ile ilişkiler konusunda çalışmalarıyla tanınan bir enstitüyü
ve Parlamento Dışilişkiler Komisyonu'nu ziyaret edecek.
* Devlet Bakanı
Arseven, İstanbul'da, Türk Kalp Vakfı Tesisleri'nin açılışını yapacak.
*
Devlet Bakanı Keçeciler ile Sanayi ve Ticaret Bakanı Tanrıkulu, Ankara'da,
İpsala Gümrük Kapısı'nın Yap-İşlet-Devret modeliyle işletilmesine dair
sözleşmenin imza törenine katılacak.
* Milli Savunma Bakanı Çakmakoğlu,
TÜBİTAK'ta yapılan Savunma Sanayii Semineri'nde konuşacak.
* İçişleri
Bakanı Yücelen, ''Uluslararası Polis Meslek Etiği Sempozyumu''nun açılışında
bulunacak.
* ''2001 Ulusal Meşe Katılım Protokolü'', Orman Bakanı
Çağan,İçişleri Bakanı Yücelen, TEMA Vakfı Başkanı Karaca ve 10 ilin valisinin
katılacağı törenle imzalanacak.
* Sağlık Bakanı Durmuş, bakanlık
tarafından yeni alınan ambulansların teslim törenine katılacak.
* Milli
Eğitim Bakanı Bostancıoğlu, İzmir'in Tire, Torbalı, Buca, Konak ve Çeşme
ilçelerindeki bazı ilköğretim okullarında düzenlenecek teşekkür ve onur
belgesi verme törenlerinde konuşacak.